Maackia amurensis Lökoaglutininin Anaplastik Tiroit Karsinomunda Kanser Kök Hücre Karakterine Etkileri
Tezin Türü: Doktora
Tezin Yürütüldüğü Kurum: İstanbul Üniversitesi, Fen Fakültesi, Biyoloji Bölümü, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2026
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: Suna Bektaş
Danışman: Engin Kaptan
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Anaplastik tiroit kanseri (ATC); yüksek metastaz potansiyeli, tedavi direnci ve dediferansiyasyon (farklılaşma kaybı) ile karakterize edilen agresif bir kanser olarak bilinir. Bu durumun temelinde, farklılaşma genlerinin baskılanması, radyoiyot tutulumunun kaybı, epiteliyal mezenkimal geçiş (EMT) ve kanser kök hücre benzeri hücre popülasyonunun artışı yatar. Dolayısıyla tiroit hücre farklılaşmasının azalması, kanserin ilerlemesi ve malign özellikler ile doğrudan ilişkilidir. Bu nedenle ATC tedavisinde, hücreleri yeniden farklılaşmış bir fenotipe döndürmek ve kanser kök hücrelerini hedeflemek, potansiyel stratejilerden biridir. Maackia amurensis lökoaglutinin-II (MAL-II) ATC hücrelerinin tümörijenik ve malign karakterlerini, normal tiroit hücreleri üzerinde etki göstermeksizin baskılayabilen bir bitki lektinidir. Bu lektin, glikan zincirlerinde terminal olarak bulunan alfa-2,3 bağlı siyalik asit motiflerine özgün olarak bağlanır. ATC hücrelerinin yüzeyi alfa-2,3 bağlı siyalik asit motiflerince zengindir ve muhtemelen bu nedenle MAL-II, ATC hücreleri üzerinde anti-proliferatif ve anti-metastatik etkiler sergiler. Bu bilimsel temel üzerine kurgulanan bu çalışmada, MAL-II molekülünün, ATC patogenezinde kritik rol oynayan Wnt/β-katenin sinyal yolağı, kanser kök hücre popülasyonu, farklılaşma ve EMT süreçleri üzerindeki etkileri incelenmiştir. Ayrıca, önceki araştırmalarımız MAL-II uygulamasının, pek çok kanserde Wnt/β-katenin yolağıyla ilişkisi ortaya konmuş ancak ATC'de henüz fonksiyonları aydınlatılmamış olan LGR5 gen ekspresyonunu azalttığını göstermiştir. Bu doğrultuda, LGR5'in ATC patogenezindeki yerinin tanımlanması bu çalışmanın bir diğer temel hedefini oluşturmaktadır. Söz konusu hedefler ışığında, MAL-II uygulanan ve LGR5 gen ekspresyonu baskılanan gruplarda, qPCR ve Western Emdirim yöntemleriyle kanser kök hücre belirteçleri ve Wnt/β-katenin yolağının aktivitesi, akış sitometrisi ile kök hücre popülasyonu, in vitro çizik/kuyular arası geçiş deneyleri ile hücre hareketliliği ve tirosfer oluşum deneyleri ile fonksiyonel kapasite analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, MAL-II uygulanan deney gruplarında kontrol grubuna kıyasla, tiroit kanser kök hücre belirteçleri (CD44, SOX9, OCT4), Wnt/β-katenin yolağı aracıları (aktif β-katenin, pGSK3β-Ser9), mezenkimal karaktere ait belirteçler (N-kaderin, Slug), ALDH+ hücre popülasyonu ve tirosfer oluşum etkinliğinin önemli ölçüde azaldığını, buna karşılık epiteliyal karaktere ait belirteç olan E-kaderin protein ve gen ekspresyon seviyelerinin ise arttığını ortaya koymuştur. Ayrıca ATC'de LGR5'in fonksiyonunu aydınlatmak amacıyla, LGR5-siRNA aracılığı ile LGR5 gen ekspresyonunun baskılandığı grupta, MAL-II uygulanan gruba benzer şekilde kök hücre belirteçleri (CD44, SOX9, OCT4), ALDH+ hücre popülasyonu, tirosfer oluşumu ve Wnt/β-katenin yolağı aracılarında (aktif β-katenin, pGSK3β-Ser9) gözlenen anlamlı düşüşe, mezenkimal karaktere ait belirteçlerin (N-Kaderin, Vimentin, Slug) azalması ve epiteliyal karaktere ait belirteç olan E-kaderinin artışı eşlik etmiştir. Bununla birlikte, LGR5 gen ekspresyonunun baskılanması, ATC hücrelerinin hareketlilik kapasitesini azaltmıştır. Çalışmanın devamında; MAL-II uygulamasının ve LGR5 gen ekspresyonunun baskılanmasının, ATC'deki farklılaşma süreçleri üzerindeki etkilerini değerlendirmek amacıyla tiroit spesifik farklılaşma belirteçleri olan NKX2-1, TTF2, PAX8, SLC5A5 ve TSHR genlerinin ekspresyon ve protein seviyeleri kontrol gruplarıyla karşılaştırılmıştır. Pek çok kanser türünde gelişim ve farklılaşma yolaklarıyla ilişkisi bilinmesine rağmen, LGR5'in ATC hücrelerinde farklılaşma süreçlerine anlamlı bir katkı sağlamadığı saptanmıştır. MAL-II uygulamasının ise ATC rediferansiyasyonunda (yeniden farklılaşma) kısmen etkili olduğu görülmüş, ancak radyoiyot tutulumu için kritik öneme sahip olan SLC5A5 ekspresyonunu artırmada yetersiz kaldığı belirlenmiştir. Sonuç olarak bu çalışma, yüksek metastatik potansiyel ve tedavi direnci ile karakterize ATC patogenezinde, MAL-II uygulamasının ve LGR5 geninin fonksiyonel rollerini moleküler düzeyde aydınlatmıştır. Elde edilen bulgular, hem MAL-II tedavisinin hem de LGR5 gen ekspresyonunun baskılanmasının, Wnt/β-katenin sinyal yolağını engellemesinin yanı sıra, kanser kök hücre karakterini, EMT sürecini ve tümör hücrelerinin migrasyon kapasitesini etkili bir şekilde baskıladığını kanıtlamıştır. Özellikle LGR5'in ATC'de farklılaşmadan ziyade, doğrudan kök hücrelilik ve agresif fenotip ile ilişkili kritik bir düzenleyici olduğu ortaya konulmuştur. Bununla birlikte, her iki yaklaşımın da, özellikle radyoiyot tutulumu için elzem olan SLC5A5 ekspresyonu baz alındığında, tümör rediferansiyasyonunu sağlamada sınırlı kaldığı veya etkisiz olduğu belirlenmiştir. Bu veriler ışığında; LGR5, ATC'nin agresifliğini kırmak için yeni ve güçlü bir terapötik hedef olarak öne çıkarken; MAL-II ise anti-kanser ve anti-metastatik potansiyeli yüksek bir aday molekül olarak değerlendirilmiştir. Gelecek stratejilerde, bu yaklaşımların farklılaşmayı tetikleyen ajanlarla kombine edilmesi, ATC tedavisinde daha etkili klinik sonuçlar sunabilir.