Müdahalesizlik ve Müdahalecilik Arasında Liberal Siyasal Aklın Analizi


Kahraman M. S.

Sunum, ss.45-47, 2024

  • Yayın Türü: Diğer Yayınlar / Sunum
  • Basım Tarihi: 2024
  • Sayfa Sayıları: ss.45-47
  • İstanbul Üniversitesi Adresli: Evet

Özet

Liberalizm, genellikle bireysel özgürlükleri esas alan ve sınırlı hükümet fikrine dayanan bir siyasal ideoloji olarak görülür; bireylerin ve ulusların zenginliğinin ardında hür teşebbüs ve serbest piyasayı gören, devlet müdahaleciliğine ve korumacılığa karşı çıkan bir ekonomik öğreti olarak tanımlanır. Ancak, liberal düşüncenin normatif iddiaları ve pratikteki yönetim uygulamaları incelendiğinde bu varsayımın gerçekliği sorgulanır hale gelir. Liberalizmin müdahalesizlik iddiası ile pratikteki müdahaleci uygulamaları arasındaki ilişki nasıl açıklanabilir? Foucault’dan hareketle, liberalizmin ekonomik bir doktrinden ziyade bir siyasal rasyonalite ve yönetim teknolojileri bütünü olduğunu söyleyebiliriz. Liberalizm, korumacılık ve devlet müdahaleciliğine karşı ideolojik olarak serbest dolaşım ve hür teşebbüsü öne çıkarıyordu; ancak bireylerin davranışlarının yönlendirilmesini ve bir bütün olarak nüfusların ve şeylerin idaresini optimum düzeyde gerçekleştirmeyi amaçlıyordu. Liberal yönetimde tür-olarak-insan ve bu insanın yaşadığı çevreyle etkileşimleri, tarihte hiç olmadığı kadar çeşitli bilim dalları ve uzmanlıklarla donanan iktidarın hesaplı müdahalesine tabi kılınıyordu. Devlet bilimi olarak ortaya çıkan istatistik, doğum, ölüm, hastalık, geçim gibi yaşamsal süreçlerin kaydı ve hesaplanması yoluyla müdahale edilebilir, yönetilebilir ve iyileştirebilir yeni bir tür gerçeklik yaratıyordu: Nüfus. Tür-olarak-insanın biyolojik varoluşu ve yaşadığı çevreyle etkileşimleri hem yönetimsel devletin nesnesini hem de müdahalesinin sınırlarını oluşturuyordu. Yönetimsel devlet, tek tek bireyler ve olaylar üzerinde yasaklayıcı, cezalandırıcı ve disipline edici değil, “şeylerin doğru düzeni”ni hesaba katan ve bunun için gerekli “koşulları” yaratmaya çalışan bir iktidar biçimiydi. Bu şekilde, insanların etkileşimleri, hakları ile ilgili konular, mülkiyet sorunları, eşitsizlik ve yeniden dağıtım süreçleri gibi siyasal içeriğe sahip olan meseleler politik veya ideolojik bağlamından çıkarılarak teknik bilginin nesnesi haline gelmektedir. Sosyal bilimler, toplum ile kamu otoriteleri arasındaki ilişkileri işaretleyerek kimin düzenleme nesnesi olup olmayacağını değerlendirmek için liberalizme teknik bir çözüm sağlar. Liberal siyasal aklın pratikte müdahaleci niteliği sadece liberal değerlerin menkul bulunduğu toplumlar ile sınırlı kalmamıştır. Liberal toplumlarda idealize edilen serbest piyasa modeli ve liberal yönetim anlayışı, az gelişmiş olarak işaretlenen ülkeler için bir model olarak ortaya konulduğunda liberal müdahaleciliğin yeni bir biçimi kendisini göstermiştir. II. Dünya Savaşı sonrasında ABD liderliğinde oluşturulan “kalkınmacılık”, söz konusu müdahalenin açık bir örneğini oluşturmaktadır. Bu doğrultuda oluşturulan kalkınma programlarının temel özelliği, sorunları yalnızca teknik olarak çözülebilecek şekilde çerçevelemektir. Bu bağlam, kalkınma raporlarının ve programlarının uzmanların değiştiremeyeceği politik- ekonomik faktörler tarafından nasıl şartlandırıldığını düşünmemizi gerektirir. Bu raporların ve programların nasıl oluşturulduğunu, neleri ihmal ettiklerini incelemeye davet eder. Kalkınma programları ve raporları, insanların yaşamlarını bilimsel ve teknik uzmanlığa dayalı olarak iyileştirme iddiasında bulunur. Bu iddiayı, politik-ekonomik, dış politika, yeniden dağıtım ve ahlaki ekonomi boyutlarını dikkate alarak incelemek önemlidir. Liberal siyasal aklın analizi, yönetim pratiklerini, yönetim için icat edilen araç ve teknikleri ve etkilenen ve etki yaratan özneleri ayrıntılı şekilde incelemeyi amaçlar. Bu "analitik", siyasi fikirlerin tarihi ve yönetim teknolojilerinin soykütüğünü içerir.