Prof. Dr. Mustafa Özkan’a Armağan Kitabı, Cilt 1, TAŞ İSMAİL, Editör, Babıali Kültür Yayınları, İstanbul, ss.445-467, 2025
Homeros destanları, en geniş anlamıyla edebiyatın patris’i — yani “ata toprağı” — olarak tanımlanabilir. Ilias ve Odysseia’nın, sonraki şairler ve nesir yazarlarıyla kurduğu miras-varis ilişkisi, bolca bulunan edebi göndermeler ve metinlerarası yankılar sayesinde nispeten kolayca izlenebilir. Ancak bu destanlar, edebiyatın kapsayıcı alanı içinde anlaşıldığında, beşeri bilimler için de çok daha geniş anlamda kurucu bir kaynak işlevi görür. Bu nitelendirme, özellikle Kadim Yunan kültüründe patris sözcüğünün zengin anlamsal yelpazesi dikkate alındığında oldukça yerindedir. Orijinal bağlamında “ata toprağı” yalnızca bir jeopolitik bölgeyi ifade etmekle kalmaz; tarım arazilerini, ormanları, meraları, çitlerle çevrili alandaki madenleri, tatlı su kaynaklarını ve hatta atalara ait mezarları ve abideleri de kapsardı. Yani “ata toprağı”, hem maddi hem de simgesel olarak miras alınmış varoluşun bütününü temsil ederdi. Bu makale, Homeros’un kalıcı mirasını anlamak için “ata toprağı” mefhumunu bu kapsayıcı anlamda bir düşünsel çerçeve olarak ele almayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda çalışma, Homeros destanlarının yalnızca edebi geleneği değil, beşeri bilimlerdeki daha geniş düşünce kalıplarını da şekillendiren kapsamlı bir kültürel söz dağarcığını — anlatı tekniklerini, tematik destan motiflerini, mitleri ve mitleştirme biçimlerini — nasıl aktardığını ortaya koymayı hedeflemektedir. Bu miraslardan biri de, şiirsel hafıza yoluyla korunan geleneksel Geç Tunç Çağı yaşam biçiminin betimlenmesidir. Özellikle dikkat çekici olan, Homeros’un eserlerinde din ötesi bir ekolojik bakış açısının bulunmasıdır; bu eserler, doğal çevre ile kültürel hafızanın derinden iç içe geçtiği bir dünya görüşünü dile getirir. Ayrıca Homeros’un anlatıları, tarihselcilik anlayışının doğuşunda da kurucu bir rol oynar. Mitik olayları kolektif hafızaya sabitleyerek ve kültürel kimlikleri kahramanlık soyları etrafında şekillendirerek, destanlar zaman, süreklilik ve miras mufhumlarına ilişkin sonradan gelişecek yaklaşımlara öncülük eden proto-tarihsel bir çerçeve sunar. Bu yönüyle Homeros destanları yalnızca edebi başyapıtlar değil, aynı zamanda Batı düşüncesinin bilişsel ve felsefi yapılarını şekillendiren kültürel matrisler olarak öne çıkar. Bu eserlerin “ata toprağı” rolü, kültürel aktarım süreçlerinde Anadolu uygarlıklarının etkisi
üzerine yeni sorular da gündeme getirir. Homeros’un dünya görüşünde Anadolu unsurlarının belirgin şekilde yer alması, bu unsurların kıta Avrupası geleneklerinin gelişimindeki ve daha genel anlamda Kadim Akdeniz mirasının oluşumundaki yerini yeniden incelemeyi gerekli kılmaktadır.
Homeric epics can be described as the patris—the “fatherland”—of literature in its broadest sense. The heir-legacy relationship that links the Iliad and the Odyssey to later poets and prose writers is relatively easy to trace, thanks to abundant literary references and intertextual echoes. However, these epics also serve as a foundational source for the human sciences more broadly, especially when understood under the inclusive domain of literature. This characterization is particularly apt when considering the rich semantic range of patris in ancient Greek culture. In its original context, the “fatherland” did not refer solely to a geopolitical territory, but encompassed agricultural lands, forests, pastures, fenced-in mines, fresh water sources, and even ancestral graves and commemorative monuments. It was, in essence, the totality of inherited existence—both material and symbolic. This article aims to explore that inclusive notion of “fatherland” as a conceptual framework for understanding Homer’s enduring legacy. Specifically, the study seeks to illuminate how Homeric epics transmitted a comprehensive cultural vocabulary—narrative techniques, thematic epic motifs, myths, and modes of mythologization—that shaped not only the literary tradition but also broader patterns of thought in the human sciences. Among these legacies is the depiction of the traditional Late Bronze Age way of life, preserved through poetic memory. Notably, Homer’s works offer a supra-religious ecological perspective, articulating a worldview in which the natural environment and cultural memory are deeply intertwined. Additionally, Homeric narrative plays a foundational role in the emergence of historicism. By anchoring mythic events in collective memory and shaping cultural identities around heroic genealogies, the epics provide a protohistorical framework that influenced subsequent approaches to time, continuity, and heritage. In this way, the Homeric epics emerge not only as literary masterpieces but as cultural matrices that shaped the cognitive and philosophical structures of Western thought. Their role as “fatherlands” raises further questions regarding the influence of Anatolian civilizations in these processes of cultural transmission. The prominence of Anatolian elements in the Homeric worldview invites renewed examination of their place in the development of continental European traditions and the broader legacy of the ancient Mediterranean.