İşârî Tefsirlerde İsrâ ve Mi'rac


Creative Commons License

ÇAKIROĞLU S.

Marife Dini Araştırmalar Dergisi, vol.22, no.1, 2022 (Peer-Reviewed Journal) identifier

Abstract

The isrāʾ and mi’raj event, which expresses the Prophet Muhammad’s night journey from Mecca to Jerusalem and the ascent of Muhammad (pbuh) to the heavens and his arrival in the presence of Allah, occurred one year after the hijra, according to the accepted view. The verses that mention the isrāʾ and mi’raj event and the verses that are thought to point to it have been interpreted in various ways in the narration and wise interpretations. The approach of the sufis, who developed a different method in interpreting the texts in the tafsir literature, to the subject in ishari tafsir draws a different perspective. It is thought that in this method of interpretation, the center of which is spiritual journey (sayr wa sulūk), the states and spiritual stages (the maqāms) obtained by the sufi by sulūk create different and new means of meaning in the person. In this article, the approach of the sufi commentators about the verses in which the events of isrāʾ and mi’raj are explained in the context of ishari tafsir will be discussed. In order to see the reflections of the subject in sufi thought in a holistic way, first of all, it will be tried to determine how the subject is approached in the sufi classics. Thus, it will be possible to see to what extent the perception of mi’raj in sufi classics is reflected in sufi tafsir. Since the article focuses on the ishari interpretation, the interpretation of narration and wisdom are excluded from the scope. Here, it will be tried to determine the views of the sufis based on the classics of sufism and the leading ishari tafsir. The Sufis, who consider mi’raj as a spiritual stage that must be followed in meeting with Allah beyond seeing it as a miracle of the Muhammad (pbuh), are the miracles of isra and mi’raj in sufi classics; They explained it with concepts specific to sufis such as “holy servitude” (‘ubudiyyah), “real certainty” (yaqīn), jam’, “annihilation” or “passing away” (fanāʾ), “sobriety” (ṣahw), “uncovering”, “revelation” (mukashafa/kashf), “witnessing” or “viewing” (mushāhadah) and manifestation (tajalli). In this context, they have established similarities between the mi’raj event and the navigation, and they have considered acquiring states and positions by following the Prophet as a kind of mi’raj. They also claimed that sufis could have ascensions apart from the Prophet’s ascension, however, they drew attention to the differences between the ascension of the prophet and the ascension of the saints. The sufis, who dealt with isrāʾ and mi’raj in connection with sufi motifs, also talked about their own mi’raj experiences. While they claim that there are similarities between the mi’raj of the prophets and the mi’raj of the saints, they also drew attention to their differences in terms of their nature and binding. Sufi commentators, who deal with the verse that talks about the incident of isrāʾ in the axis of mystical motifs, Sūrat al-Najm 1-18. They also analyzed the verses in the context of the event of isrāʾ and miʿrāj. What the verses of the Isra, which are not mentioned in detail, are explained with reference to the extraordinary things that the Prophet witnessed in the Sūrat al-Najm. Sufi commentators have deduced various mystical meanings from the implicit mention of isrāʾ as “servant/abdihi”(al-Isra, 17/1) in the first verse. They consider the 18th verse of the chapter of al-Najm, which mentions that the Prophet saw some of the great verses of Allah, as an event that took place during the ascension. From the word “nejm/star” in the first verse of the chapter of al-Najm and its setting, they deduced signs about Mohammad, heart, qurb, inspiration, ledunni knowledge and rabbinical resources. Based on these concepts, they deduced that the Prophet returned to this realm by attaining ingenuity and perseverance in the mi’raj. While the sufis transformed the expression “Qābe kavseyn av adnā” into a mystical concept, on the other hand, they used it to express the highest spiritual experience that a human being can experience. In fact, sufi commentators are aware that the nature of the mi’raj event, which only the Prophet experienced, cannot be truly understood by anyone other than him. However, in the context of the mi’raj event, they tried to understand this special experience he had with the interpretations they brought to the verses of the Najm surah compared to their own experiences.

Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksâ’ya gidişini, oradan da semaya yükselişini ve Allah’ın huzuruna varışını ifade eden isrâ ve mi‘rac hadisesi, sahih kabul edilen görüşe göre hicretten bir yıl sonra meydana gelmiştir. İsrâ ve mi‘rac hadisesinden doğrudan bahseden âyetler ile ona işaret ettiği düşünülen âyetler, rivâyet ve dirâyet tefsirlerinde çeşitli şekillerde yorumlanmıştır. Tefsir literatüründe nasları yorumlamada farklı bir metot geliştiren sûfîlerin işârî tefsirlerde konuya yaklaşımı ise farklı bir perspektif çizmektedir. Merkezinde seyrüsülûk olan bu yorum metodunda sûfînin sülûk ederek elde ettiği hal ve makamların kişide farklı ve yeni anlam araçları ortaya çıkardığı düşünülür. Bu makalede işârî tefsirler bağlamında isrâ ve mi‘rac olayının anlatıldığı âyetler hakkında sûfî müfessirlerin yaklaşımı ele alınacaktır. Konunun sûfî düşüncedeki yansımalarını görmek için öncelikle tasavvuf klasiklerinde meseleye nasıl yaklaşıldığı tespit edilmeye çalışılacaktır. Böylece tasavvuf klasiklerindeki mi‘rac algısının sûfî tefsirlere ne ölçüde yansıdığını görmek mümkün olacaktır. Makalede işârî yoruma yoğunlaşıldığından rivâyet ve dîrâyet tefsirleri kapsam dışı bırakılmıştır. Burada daha çok tasavvuf klasiklerinden ve önde gelen işârî tefsirlerden hareketle sûfîlerin görüşleri belirlenmeye çalışılacaktır. Mi‘racı, Hz. Peygamber’in bir mucizesi olarak görmenin ötesinde Hakk’a vuslatta takip edilmesi gereken mânevî bir merhale olarak değerlendiren sûfîler, tasavvuf klasiklerinde isrâ ve mi‘rac mûcizesini; ubûdiyyet, yakîn, cem’, fenâ, sahv, mükâşefe, müşâhede ve tecellî gibi sûfîlere özgü kavramlar ile izah etmişlerdir. Bu çerçevede mi‘rac olayı ile seyrüsülûk arasında benzerlikler kurmuşlar; Hz. Peygamber’i takip ederek haller ve makamlar elde etmeyi bir nevi mi‘rac olarak değerlendirmişlerdir. Ayrıca sûfîler, Hz. Peygamber’in mi‘racından ayrı olarak sülûk ile kendilerinin de mi‘raclarının olabileceğini iddia etmişler, bununla birlikte nebînin mi‘racı ile velîlerin mi‘racı arasında fark olduğunu belirtmişlerdir. İsrâ ve mi‘racı tasavvufî motiflerle bağlantılı bir şekilde ele alan sûfîler, kendi yaşadıkları mi‘rac tecrübelerinden de bahsetmişlerdir. Nebîlerin mi‘racı ile velîlerin mi‘racı arasında benzerliklerin bulunduğunu ileri sürmekle birlikte mâhiyet ve bağlayıcılık açısından farklılıklarına da dikkat çekmişlerdir. İsrâ olayından bahseden âyeti tasavvufî motifler ekseninde ele alan sûfî müfessirler, Necm sûresi 1-18. âyetleri de isrâ ve mi‘rac olayı bağlamında incelemişlerdir. İsrâ sûresinde temas edilip detay verilmeyen âyetlerin/delillerin neler olduğu, Necm sûresinde ifade edilen Hz. Peygamber’in müşâhede ettiği olağanüstülüklerden hareketle açıklanmıştır. Sûfî müfessirler İsrâ sûresi birinci âyette Hz. Peygamber’den “kulunu/abdihî” şeklinde kapalı bir şekilde bahsedilmesinden çeşitli tasavvufî anlamlar çıkarmışlardır. Hz. Peygamber’in, Allah’ın büyük âyetlerinden bir kısmını gördüğünden bahseden Necm sûresi 18. Âyetini, mi‘racda gerçekleşen bir olay olarak ele alırlar. Sûrenin ilk âyetindeki “necm/yıldız” kelimesinden ve onun batmasından Hz. Muhammed’e, kalb, kurb, ilham, ledünnî ilim ve rabbanî vâridatlara dair işaretler sûfîler, Hz. Peygamber’in mi‘rac’da fenâ ve bekâ ile marifete ererek bu âleme dönüş yaptığına dair çıkarımda bulunmuşlardır. Sûfîler âyette yıldızın batmasına yapılan yeminden, yıldızı Hz. Peygamber kabul edip mi‘racdan dönüşüne işaret saymışlar ve bu durumu âriflerin ledünnî ilimlere mazhar olmaları ile irtibatlandırmışlardır. Necm sûresi 9. Âyetteki “kābe kavseyn ev ednâ (iki yay arası kadar yahut daha da yakın oldu.)” ifadesindeki “kābe kavseyn” ve “ev ednâ” ifadeleri de sûfîler tarafından birer makam olarak yorumlanmıştır. Sûfîler “Kābe kavseyn ev ednâ” ifadesini bir taraftan tasavvufî bir kavrama dönüştürürken, diğer taraftan bir beşerin yaşayabileceği en üst manevî tecrübeyi ifade etmek için kullanmışlardır. Aslında sûfi müfessirler, sadece Hz. Peygamber’in tecrübe etmiş olduğu mi‘rac olayının mahiyetinin ondan başka hiçbir kimse tarafından gerçek anlamda anlaşılamayacağının farkındadırlar. Ancak mi‘rac olayı bağlamında Necm sûresinin âyetlerine getirdikleri yorumlar ile Hz. Peygamber’in yaşadığı bu özel tecrübeyi kendi tecrübelerine kıyasla anlamaya çalışmışlardır. Sûfîler Necm sûresi 14. Âyette zikredilen “sidretü’l-müntehâ” ifadesinden de Hz. Peygamber’in nûru ve ilimlerin nihayeti bağlamında işaretler çıkarmıştır. Bu yorum tasavvuf düşüncesinde merkezi bir yere sahip olan nûr-ı Muhammedî düşüncesinin bir yansımasıdır. Mi‘racda Hz. Peygamber’in Allah’ın huzurunda bulunmasını ayrıntılı bir şekilde ele alan sûfîler, Necm sûresindeki âyetler bağlamında olayın mahiyetini izaha yönelik açıklamalar yapmışlardır.