Sinema ve Erkeklik: Onur Ünlü Sineması Üzerine Bir Okuma


Creative Commons License

Koparan E.

Kriter Yayınevi, İstanbul, 2026

  • Yayın Türü: Kitap / Araştırma Kitabı
  • Basım Tarihi: 2026
  • Yayınevi: Kriter Yayınevi
  • Basıldığı Şehir: İstanbul
  • Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
  • İstanbul Üniversitesi Adresli: Evet

Özet

Toplum ve insandan bahsedilen her alanda cinsiyetten de bahsetmek gerekir. Her ne kadar yaşanan dönemin koşullarında bu şekilde tanımlamalar yapılmamış olsa da bugünden geçmişe bakarken tarih boyu anaerkil ve ataerkil düzenlerin varlığından söz edilir. Toplum, insan ve cinsiyet yan yana getirildiğinde ise ortaya bu üç kavramdan çok daha fazlasını ifade edebilen bir üst kavram ortaya çıkar; toplumsal cinsiyet. Toplumları yönlendirebilmenin başlıca yollarından olan cinselliğin kontrol altında tutulması, cinsiyetin tek-tipleştirilmesi ve cinsel kimliklerin ideolojik sistem içerisinde kabul edilecek heteroseksüel şekliyle korunmasına bağlıdır. Bu kontrol sistemi, marjinal olarak konumlandırdığı bireyleri ve ilişkileri yok saymaktadır. Marjinal olmayan genel geçer cinsiyet kalıpları ise iktidar sahibi erkek ve ikincil konumdaki kadın şeklinde, stereotip şekilleriyle tanımlanır.

Klasik toplumsal cinsiyet rolleri ve kalıpları erkeklere heteroseksüel olma, fiziksel anlamda bir spor yapabilecek yeterliliğe sahip olma, mantık temelli hareket etme, risk alma, iktisadi anlamda gücü elinde tutma ve duygularını kati suretle gizleme gibi normları yükler. Bu cinsel kimlik edinme sürecinde kadınlardan beklenen ise erkeğe itaat etmesi, iş yaşamında aktif rol almaması veya alıyorsa erkeklerden daha az kazanacak şartlarda çalıştırılması, ev içinden ve işlerinden sorumlu tutulması, üreme yoluyla türün devamına aktif rol oynamasıdır. 20. yüzyıl ortalarında öğrenci hareketlerinin doğduğu, barış yanlısı protestoların güçlendiği, işçilerin revizyonist beklentilerinin konuşulduğu ve ten rengi ya da cinsel yönelimi nedeniyle toplumun yok saydığı tüm kesimlerin başkaldırdığı bir dönüm noktası yaşanmıştır. Bu özgürlük istencinin sonucunda ortaya çıkan davranışlardan biri de toplumsal cinsiyet kavramı ve cinsiyet eşitliği beklentisi olmuştur. Cinsiyet eşitliği bağlamında başta kadınlar olmak üzere çeşitli cinsel yönelimler ekonomik yaşamdan dini alanlara, ev içindeki iş bölümünden kamusal alanın paylaşılmasına kadar geniş bir yelpazede erkek kimliği kadar görünür olmaya başlamıştır. Feminizmin yükselen bir alan olduğu bu dönemler ayrıca iktidar sahibi, beyaz, heteroseksüel, maddi gücü elinde bulunduran ve her türlü organizasyonun yönetici kadrolarını kaplayan hegemonik erkekliğin sarsıldığı dönemlerdir. Savaşların sona erdiği, soğuk savaş dönemine geçilen bu yıllar toplumun kabul ettiği hegemonik erkekliğin sorgulanmasıyla sonuçlanmıştır.

Egemenliği sarsılan erkek kimliğinin buhranı ise erkeklik krizi olarak adlandırılmıştır. Maddi gücünü neredeyse kaybetmiş, asker kimliğinden sıyrılmış, kapitalizmin kutsadığı çekirdek aile kavramı içinde ev işi yapması beklenen ve hiçbir ayrıcalığı olmayan yeni erkeklik kurgularından söz edilir olmuştur. Bunun kutsanması ve eleştirilmesi de doğal olarak çok hızlı reflekslerle gelişmiş ve bu yeni erkeklik kurguları her türlü kültürel üründe bir temsil biçimi olarak ortaya çıkmıştır. Türkiye’nin toplumsal yaşamında bazı kimlik dönüşümleri yaşanmış olsa da ülkemizde siyasi ve askeri darbelerin tekrarlandığı dönemler özellikle erkek kimliğinde travmatik durumlar yaratmıştır. Asker devlet-asker millet algısı zayıflamış, liberal ekonomiye geçilmiş, medya bağlamında büyük adımlar atılmış ve 2000’lere gelindiğinde homososyal alanlarda sorunlar yaşayan bir erkek kimliği ortaya çıkmıştır. Hemcinsleriyle sadece erkeklere özgü konular konuşup, toplumsal rolleri bağlamında özgürce davranabildiği bir sosyalleşme performansı olarak homososyallik sarsıntıya uğradığında ise Türkiye’deki erkeklerin erkek dostluğuna özlem duyduğu erkek filmleri ortaya çıkmaya başlamıştır.

Yakın dönem Türk sineması büyük oranda erkekleri konu almakta ve erkek hikâyelerine daha çok odaklanmaktadır. 1990 sonrası ve 2000’li yıllarda film üreten sinemacıların toplumsal sorunlara ve krizlere daha çok eğildiği söylenebilir. Bu yönetmenlerin bir kısmı ana akım sinema içinde filmler üretirken bazıları da alternatif anlatılara yönelmiş, klasik melodram sineması veya ana akım sinemanın dışında konumlanmıştır. Bu ana akım dışında kalan yönetmenlerden biri de bu çalışmaya konu edilen Onur Ünlü olarak öne çıkmaktadır. Klasik anlatı kalıpları dışında bir film dili kullanmayı tercih eden, kara komedi tarzda filmler üreten ve fantastik denemelere imza atan yönetmenin sineması büyük oranda erkek karakterlerden oluşmaktadır. Bu nedenle Türk sinemasının son dönem üretken yönetmenlerinden Onur Ünlü’nün erkek karakterlerine odaklanan bu çalışma, bu karakterlerin bir kriz içinde olduğu varsayımından hareketle, krizin toplumsal ve psikolojik parametrelerini ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır.

Çalışmaya konu olarak Onur Ünlü’nün seçilmiş olmasındaki gerekçe; Türk sinemasının 2000’li yıllardaki üretken yönetmenleri arasında yer alması, filmlerinin yazarı ve yönetmeni olarak auteur bir konumda üretim yapması ve filmlerinin çoğunlukla erkek karakter ile erkeklik krizine dair incelemeye olanak sağlamasıdır. Türk sinema çalışmaları kapsamında Onur Ünlü’nün daha çok gerçeküstü sinema, kara komedi ve tür filmleri çerçevesinde incelendiği çalışmalar yoğunluktadır. Bu noktada Onur Ünlü filmleri ve cinsiyet üzerine odaklanan ilk çalışma Demet Öztürk’ün (2016) Türk Sineması’nda Kara Komedi Filmlerde Kadın Temsili: Onur Ünlü Filmlerinin Çözümlemesi isimli çalışması olarak öne çıkar. Kara komedi türü üzerinden kadın temsillerinin nasıl şekillendiğine odaklanan Öztürk, Onur Ünlü filmlerini feminist kuram aracılığıyla bir incelemeye tabi tutmuştur. Nadide Gizem Akgülgil (2016) Onur Ünlü Filmlerinde Anti Kahramanlar adlı çalışmasında yönetmenin karakter tasarımlarını klasik anlatı bağlamında irdelemiş ve gerçeklikle ilişkilerini araştırmıştır. Ayşe Burhan Aytekin ise (2013) Onur Ünlü Filmlerinin Gerçeküstücü Sinema Bağlamında İncelenmesi isimli araştırmasında, yönetmenin üslubunu gerçeküstü sinema anlayışı üzerinden ele almıştır. Onur Ünlü sinemasını auteur kuramı çerçevesinde incelediği çalışmasında Zelal Mevlütoğlu (2018), yönetmeni auteur tanımlamaları üzerinden değerlendirmiştir. Oğuzhan Ersümer (2014) ise Ölüm Var Dünya Tuhaf: Beş Şehir adlı çalışmasında yönetmenin karakterlerine, Heidegger felsefesi ve var olmaya ilişkin referanslar bağlamında odaklanmıştır. Yoğunlukla karakter ve anlatı temelli araştırmalar görünür olsa da yönetmenin filmlerinin ve dolayısıyla karakterlerinin erkeklik krizi çerçevesinde ele alınmasına dair bir eksiklik ve boşluk olduğu görülmektedir. Bu bağlamda çalışmanın ilk bölümünde cinsiyet çalışmalarının doğuşu ve gelişimi ortaya konarak erkeklik çalışmaları literatürü incelenecektir. İkinci bölüm ise tarihsel gelişimi izlenen erkeklik çalışmalarından hareketle Türk sinemasında ve global ölçekte sinema endüstrisince üretilen erkeklik temsilleri ile erkeklik krizlerinin taşıdığı görünümleri konu almaktadır. Çalışmanın son bölümünde ise oluşturulan kuramsal çerçeveden hareketle, yönetmenin Topal Şükran’ın Maceraları ve Bomboş filmleri erkeklik krizi bağlamında incelenecektir.