Eskiçağ Filolojisi Çalışmaları: Anadolu'nun Yazılı Mirası, ALBAYRAK İRFAN,AŞKİT ÇAĞATAY,EROL HAKAN,SİR GAVAZ ÖZLEM, Editör, Ankara Üniversitesi Yayınları, Ankara, ss.79-102, 2025
“Filolojik çeviri” mefhumu, hem anlamı zamanla muğlaklaşan hem de kesin
bir tanımlamayı zorlaştıran iki terimi bir araya getirir. “Filoloji”nin kökleri
Hellenistik dönemdeki kritikos figürüne kadar uzanırken metodolojik
temelleri 19. yüzyılın öncü filologları tarafından sistematik bir biçimde inşa
edildi. İki bin yılı aşkın bir süre boyunca filoloji, farklı tarihsel dönemlerin
ihtiyaçlarına uyum sağlayarak çeşitli entelektüel geleneklerin hizmetkârı
(ancilla) olmak durumunda kaldı. Bununla birlikte kendine özgü metodolojik
özerkliğini koruyarak 19. yüzyıldan bu yana sosyal bilimlerin temeli olarak
görüldü. Her ne kadar yardımcı işlevi temel kimliğini maskelemiş olsa da
filoloji –titiz ilkelere dayalı bir şekilde– günümüze kadar varlığını sürdürdü ve
gelişti. Benzer şekilde, “çeviri” de tarih boyunca çeşitli biçimlerde, farklı ve
çoğu zaman birbiriyle çelişen tanımlarla karşımıza çıktı. Her dönem kendi
kuramsal yaklaşımlarını getirmiş olsa da, çeviri pratiği temel bir ilkeyi tutarlı
bir şekilde korumaya devam etti: Çevirmen, çeşitli kuramsal çerçevelerin
farkında olsa da çeviri eylemi sırasında bunları nihai olarak bir kenara
bırakmalıdır. Bu paradoksal duruş, çevirinin kuramsal olduğu kadar
nihayetinde pratik bir çaba olduğunun da altını çiziyor. Öte yandan, filolojinin
doğası ve rolü 20. yüzyılda, özellikle de Nietzsche’nin müdahalelerinin
ardından eleştirel bir incelemeye tabi tutuldu. Aynı zamanda çeviri özerk bir
akademik disiplin olarak kabul görmeye başladı ve birçoğu farklı düşünce
ekollerinde kristalize olan bir dizi kuramsal modelin ortaya çıkmasına neden
oldu. Bu bildiri, filolojik çevirinin ortaya çıktığı tarihi ve metodolojik
koşulları yeniden incelemeyi, metinle ilişkisini yöneten ilkeleri keşfetmeyi ve
vazgeçilmez olduğu düşünülen metin kategorilerini belirlemeyi hedefliyor.
Ayrıca çalışma, filolojik çeviriyi 21. yüzyıl dijital dönüşümü bağlamında
yeniden değerlendirmeyi amaçlıyor. Bir diğer gayesi de alandaki tartışmaların merkezinde yer alan terminolojinin tarihi gelişiminin ve güncel dönüşümünün izini sürmektir. Nihayetinde bu araştırma, hem ulusal bağlamımızda hem de dünya çapında filolojinin tarihi yörüngesi ve geleceğiyle filolojinin okuryazarlık yoluyla gelişen kültürel değeri üzerine düşünmeye davet ediyor.
The notion of “philological translation” brings together two terms whose
meanings have become ambiguous over time, further complicating any
attempt at a clear definition. While the roots of “philology” can be traced back
to the Hellenistic figure of the kritikos, its methodological foundations were
more systematically constructed by the pioneering philologists of the 19th
century. For over two millennia, philology has had to be the servant (ancilla)
of various intellectual traditions, adapting to the needs of different historical
periods. Nevertheless, it has retained a distinctive methodological autonomy
and, since the 19th century, has been regarded as foundational to the social
sciences. Although its ancillary function may have masked its core identity,
philology—grounded in rigorous principles—has endured and evolved into
the present era. Similarly, “translation” has appeared throughout history in
manifold forms, with diverse and often conflicting definitions. Each era has
brought its own theoretical approaches, yet the practice of translation
consistently has preserved a fundamental principle: that the translator, though
aware of various theoretical frameworks, must ultimately set them aside in the
act of translation. This paradoxical stance underlines the fact that translation is
ultimately a practical endeavor as much as a theoretical one. On the other
hand, the nature and role of philology were subjected to critical scrutiny in the
20th century, particularly following Nietzsche’s interventions. At the same
time, translation has gained recognition as an autonomous academic
discipline, giving rise to a succession of theoretical models, many of which
have crystallized into distinct schools of thought. This paper seeks to
re-examine the historical and methodological conditions under which
philological translation emerged, to explore the principles that govern its
relationship to the text, and to identify the categories of texts for which it has
been considered indispensable. Moreover, the study aims to reassess
philological translation in the context of 21st-century digital transformation. A
further objective is to trace the historical development and current
transformation of the terminology central to debates in the field. Ultimately,
this inquiry invites reflection on the historical trajectory and future of
philology, both within our national context and globally, a s w ell a s o n t he
evolving cultural valuation of philology through literacy.