Kurumsal Sosyal Sorumluluğun İşverenin Yönetim Hakkı Üzerindeki Çift Yönlü Etkisi: Öz-Bağlayıcılık Perspektifinden Bir İnceleme


Erol A., Erturan M.

Istanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, cilt.25, sa.56, ss.1042-1071, 2026 (TRDizin)

Özet

Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) politikaları ile işverenin yönetim hakkı arasındaki ilişki,  Türk iş hukuku öğretisinde henüz sistematik biçimde ele alınmamış özgün bir hukuki meseledir.  Bu çalışma, söz konusu ilişkinin paradoksal yapısını merkeze alarak KSS'nin yönetim hakkı  üzerindeki çift yönlü etkisini incelemektedir. Bir yandan, çevresel sürdürülebilirlik gerekçesine  dayanan talimatlar, etik kodlar aracılığıyla belirlenen davranış standartları ve itibar yönetimi  saikiyle kurgulanan sosyal medya politikaları; işverenin talimat yetkisini “meşru amaç” testi  bağlamında pekiştirerek yönetim hakkının genişlemesine zemin hazırlamaktadır. Öte yandan,  aynı KSS taahhütleri; eşit işlem borcunu somutlaştırmakta, işçinin kişilik haklarına yönelik  müdahaleleri sınırlandırmakta ve ILO normlarına yapılan atıflar aracılığıyla sendikal haklar  alanında bağlayıcı bir standart oluşturmaktadır. Bu çift yönlü etki, “öz-bağlayıcılık” olgusunu  doğurmaktadır: işveren, KSS araçlarıyla yönetim hakkını genişletirken bizzat kendi  taahhütleriyle bu hakkı daraltan bir çerçeve inşa etmektedir. Çalışma; Türk iş hukuku mevzuatını,  Yargıtay içtihadını, AİHM kararlarını ve AB'nin CSDDD düzenlemesini hukuk dogmatiği  yöntemiyle çözümleyerek, KSS taahhütlerinin işverenin yönetim hakkı üzerindeki bağlayıcılık  etkisini sistematik biçimde temellendirmeyi amaçlamaktadır. Çalışma, KSS'nin işverenin  yönetim hakkını ne mutlak biçimde genişleten ne de yalnızca sınırlandıran tek yönlü bir araç  olmadığını; aksine bu hakkın meşruiyetini güçlendirirken aynı zamanda işverenin kendi  taahhütleriyle bağlı kılınmasına da yol açan diyalektik bir işlev gördüğünü ortaya koymaktadır.

The relationship between Corporate Social Responsibility (CSR) policies and the employer’s  managerial prerogative is a distinctive legal question that has not yet been systematically  addressed in Turkish labour law scholarship. Centring on the paradoxical nature of this  relationship, the study examines the dual effect of CSR on the managerial prerogative. On the  one hand, instructions grounded in environmental sustainability, behavioural standards set  through codes of conduct, and social media policies devised for reputation-management purposes  reinforce the employer’s instruction-giving power under the “legitimate aim” test, thereby paving  the way for an expansion of the managerial prerogative. On the other hand, the same CSR  commitments concretise the duty of equal treatment, restrict interferences with the employee's  personal rights, and through references to ILO standards, establish a binding benchmark in the  field of collective labour rights. This dual effect gives rise to the phenomenon of “self-binding”:  in expanding the managerial prerogative through CSR instruments, the employer itself constructs  a framework that constrains it. Analysing Turkish labour legislation, Court of Cassation case law,  ECtHR judgments, and the EU’s CSDDD through the doctrinal legal method, the study seeks to  establish systematically the binding effect of CSR commitments on the employer’s managerial  prerogative. The study demonstrates that CSR is not a one-sided tool that either absolutely  expands the employer’s right to manage or merely restricts it; on the contrary, it performs a  dialectical function which, whilst reinforcing the legitimacy of this right, also leads to the  employer being bound by its own commitments.