Critical Approaches to Authentic Qirāʿahs in Linguistic Sources


Creative Commons License

Yıldız S.

ŞIRNAK UNIVERSITY JOURNAL OF DIVINITY FACULTY, no.30, pp.134-164, 2023 (ESCI)

  • Publication Type: Article / Article
  • Publication Date: 2023
  • Doi Number: 10.35415/sirnakifd.1258595
  • Journal Name: ŞIRNAK UNIVERSITY JOURNAL OF DIVINITY FACULTY
  • Journal Indexes: Emerging Sources Citation Index (ESCI), Academic Search Premier, Directory of Open Access Journals, ERIHPlus, TR DİZİN (ULAKBİM), Index Copernicus
  • Page Numbers: pp.134-164
  • Istanbul University Affiliated: Yes

Abstract

This article examines the critical approaches to authentic qirāʿahs in early linguistic sources and the responses to those criticisms. Qurʾānic qirāʿahs have had a significant impact on language and syntax studies, as they are the subject of different pronunciations of words. In this framework, the early linguists dealt with the qirāʿah aspects, which became an issue of the science of syntax, especially with the phenomenon of lahn, in terms of language and iʿrāb, and they turned to linguistic ihtijāj to determine the aspects of the fluent and eloquent qirāʿahs. Two important schools based in Basra and Kūfe came to the fore regarding the compilation and use of the language. In particular, linguists belonging to the Basra language school benefited greatly from old Arabic poetry based on semāʿa, in linguistic comparison, shaz and invalid usages were not accepted in the Qurʾānic qirāʿah. They criticized such qirāʿahs even if they were included in the common qirāʿahs, and sometimes beyond criticism, they rejected these qirāʿahs with concepts such as lahn, fault, ghalaṭ, delusion (vehm), weak, qabīh and radī. Sībawayh (d.180/796), one of the pioneers of the Basra language school, was the first grammarian to initiate the tradition of criticism for authentic qirāʿahs. This process took on a systematic style with scholars whose linguistic identity was at the forefront: Yahyā b. Ziyād al-Farrāʼ (d.207/822), Mubarrad (d.286/900), Akhfash al-Awsat (d.215/830), Ibn Qutaybah (d.276/889), Zajjāj (d.311/923), Nahhās (d.338/950), Abū Ali alFārisī (d.377/987) and Ibn Jinnī (d.392/1002). However, it is quite interesting that scholars such as Ibn Mujāhid (d.324/936) and Makkī b. Abū Tālib (d.437/1045) who were distinguished by their identity as qirāʿah scholars were also included in this tradition. It is a fact that the scholars mentioned have made great contributions to the compilation, classification and systematization of qirāʿahs according to certain criteria. In this period, the fact that the traditional perception of the sahih-shaz category in qiraahs has not yet been clarified seems to be an effective factor. A group of scholars led by qira'ah scholars, who are based on narration and thought, in the determination of sahih qirāʿahs stated that these qirāʿahs, which were criticized linguistically by linguists, are not actually problematic, that there are references to them in the old Arabic poetry. They also rejected all these allegations by saying that these qirāʿahs were transmitted from the Prophet through tawātur both literally and semāʿa, and therefore they could not be weakened by linguistic rules that varied from school to school. The fact that very few studies have been conducted at academic level makes it necessary to address the issue thoroughly. This article aims to follow the historical course of critical approaches to the sahih qira'ahs in qira'ah sabʿa and ashere, to determine what the criticisms are for, with which incentives and concepts the criticisms have been made, and to analyze the answers given to the criticisms. Considering the volume of the study, the article was limited to early linguistic sources. The article frequently used descriptions, explanations and comparison methods in social sciences. 

Bu makalede, erken dönem dilbilimsel kaynaklarda sahih kıraatlere yönelik eleştirel yaklaşımlar ve bu eleştirilere verilen cevaplar irdelenmiştir. Kur’an kıraatleri, kelimelerin farklı okunuşlarına konu olması sebebiyle dil ve nahiv çalışmaları sahasında önemli bir etkiye sahip olmuştur. Bu çerçevede erken dönem dil bilginleri, özellikle lahn olgusu ile birlikte nahiv ilminin de bir meselesi haline gelen kıraat vecihlerini dil ve iʿrab yönünden ele almışlar, fasih ve beliğ kıraat vecihlerini tespit noktasında dilsel ihticâca yönelmişlerdir. Dilin derlenmesi ve kullanım keyfiyetine yönelik Basra ve Kûfe merkezli olmak üzere iki önemli ekol ön plana çıkmıştır. Basra dil ekolüne mensup dil bilginleri semâʿa dayalı olarak eski Arap şiirinden çokça istifade etmişler, dilsel kıyasta şâz ve geçersiz olan kullanımları Kur’an kıraatinde makbul görmemişlerdir. Bu şekildeki okuyuşları yaygın olan kıraatler içerisinde yer alsa bile tenkide tabi tutmuşlar, hatta tenkidin de ötesinde kimi zaman bu kıraatleri lahn, hata, galat, vehm, zayıf, kabîh ve radî gibi kavramlarla reddetmişlerdir. Basra dil ekolünün öncülerinden olan Sîbeveyh’in (ö. 180/796), sahih kıraatlere yönelik eleştiri geleneğini başlatan ilk dilbilgini olduğu genel kabul görmüştür. Bu süreç, Yahya b. Ziyâd el-Ferrâ (ö. 207/822), Müberred (ö. 286/900), Ahfeş el-Evsat (ö. 215/830), İbn Kuteybe (ö. 276/889), Zeccâc (ö. 311/923), Nehhâs (ö. 338/950), Ebû Ali el-Fârisî (ö. 377/987) ve İbn Cinnî (ö. 392/1002) gibi dilsel kimliğinin yanı sıra kıraatçı kimliği de bulunan âlimlerle sistematik bir tarza bürünmüştür. Ancak İbn Mücâhid (ö. 324/936) ve Mekkî b. Ebû Tâlib (ö. 437/1045) gibi kıraatçı kimliği ile temayüz etmiş âlimlerin de bu gelenek içerisinde yer alması hayli ilginç bir durum oluşturmuştur. Zira zikri geçen âlimlerin kıraatlerin tedvininde, tasnifinde ve belli kriterlere bağlı olarak sistemleştirilmesinde çok büyük katkılarının olduğu bilinen bir husustur. Sahih kıraatlere yönelik sonraki süreçlerde ortaya çıkan geleneksel algının bu dönemde henüz netleşmemiş olması, bunda etkili bir unsur olarak gözükmektedir. Sahih kıraatleri tespit noktasında rivâyet ve telakkîyi esas alan kıraat âlimleri öncülüğündeki bir grup âlim ise dil bilginleri tarafından dilsel yönden tenkit edilen bu kıraatlerin aslında problemli olmadığını, eski Arap şiirinde bunların çokça referanslarının bulunduğunu dile getirmişlerdir. Ayrıca bu kıraatlerin Hz. Peygamber’den semâen ve lafzen tevâtür yoluyla nakledildiklerini, bu sebeple onların ekolden ekole değişkenlik gösteren dil kurallarıyla zayıf düşürülemeyeceğini söyleyerek bütün bu iddiaları reddetmişlerdir. Güncelliğini koruyan bu mesele hakkında ülkemizde -belli şahıs ve eserlerle sınırlı olmak kaydıyla- akademik düzeyde çok az sayıda çalışmanın yapılmış olması, konunun kapsamlı bir şekilde ele alınmasını gerekli kılmaktadır. Bu makale, sahih kıraatlere yönelik eleştirel yaklaşımların tarihi seyrini takip etmeyi, eleştirilerin nelere yönelik olduğunu, hangi saiklerle ve kavramlarla yapıldığını tespit etmeyi, bu eleştiriler karşısında verilen cevapları tahlil etmeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın hacmi dikkate alınarak makale erken dönem dilbilimsel kaynakları ile sınırlı tutulmuştur. Makalede sosyal bilimlerde sıkça takip edilen betimleme, açıklama ve karşılaştırma yöntemleri kullanılmıştır.