Fıkıh Usulünün Bağımsız Te’lif Asrında İcmāʿ Tartışmaları: Hicri Üçüncü Asırda İcmāʿ Delilinin Gelişimi


Creative Commons License

Temel A.

PAMUKKALE ÜNİVERSİTESİİLAHİYAT FAKÜLTESİ DERGİSİ, cilt.7, ss.802-826, 2020 (Hakemli Üniversite Dergisi)

  • Cilt numarası: 7 Konu: 1
  • Basım Tarihi: 2020
  • Doi Numarası: 10.17859/pauifd.737645
  • Dergi Adı: PAMUKKALE ÜNİVERSİTESİİLAHİYAT FAKÜLTESİ DERGİSİ
  • Sayfa Sayıları: ss.802-826

Özet

Bu makale hicrî üçüncü asırda farklı kişi ve grupların icmāʿ üzerine yaptıkları tartışmaların izini sürerek fıkıh usulü tarihi bakımından karanlık çağ olarak tavsif edilen bu dönemde icmāʿ delilinin gelişimini incelemeyi amaçlamaktadır. Bu dönemde müstakil risalelerde, bazı eserlerin mukaddimelerinde ve farklı disiplinlere ait eserlere içkin bir biçimde gerçekleşen bu tartışmalar, hem bu üç gruba giren çalışmalardan bugüne ulaşanlar hem de bu tartışmalara katılan ilim adamlarına daha sonraki fıkıh usulü literatüründe yapılan atıflar kaynak alınarak tespit edilmeye çalışıldı. İcmāʿın hücciyeti ve mahiyeti şeklinde iki ana başlık etrafında toplanabilecek bu tartışmalar neticesinde icmāʿa karşı önceleri temkinli yaklaşan kişi ve grupların hicrî üçüncü asır sonu itibarıyla icmāʿı ya yeniden tanımlama ya da daha önceki pozisyonu terk etme yoluyla büyük bir otorite de atfederek bu delili benimsediği tespit edilmiştir. İcmāʿın kurucu teorisyenleri olarak anabileceğimiz ehl-i re’y eğilimine sahip âlimlerin de başlangıçtaki teorilerini kendilerine yöneltilen eleştiriler ışığında gözden geçirerek daha rafine hale getirdikleri görülmüştür. Nihaî olarak bu asırda yeniden yorumlama ve tashih yoluyla yapılan katkıların icmāʿın türleri ve mertebelerine dönüşerek sonraki fıkıh usulü literatüründe icmāʿın ele alınış biçimlerini köklü bir biçimde etkilediği tespiti yapılmıştır

This article aims to examine the development of ijmāʿ as a legal-theoretical source in in the third century after hijra, which has been labeled as the dark era in the history of uṣūl al-fiqh, by tracing back the ideas of different people and groups on ijmāʿ. It has tried to uncover these debates that were housed in independent treatises, in introductory chapters of certain works, and in the works of various disciplines written during this period, by referring both to the extant works falling into these three sets of sources and to the references made in the later literature of uṣūl al-fiqh to the scholars of the period who participated in these discussions. As a result of these discussions that can be classified under two rubrics as the validity and the nature of the ijmāʿ, it has been identified that the people and groups who had been cautious towards ijmāʿ before recognized ijmāʿ by assigning a great authority to it either by redefining the concept or abandoning their previous positions as of the end of the third century. It has been observed that scholars of ahl al-raʾy who can be referred to as the founding theorists of ijmāʿ, have also revised their original theories in the light of the criticisms directed to them. Finally, it has been discovered that the contributions made through reinterpretation and correction in this century have transformed into the types and ranks of ijmāʿ, and it was radically influenced the topic of ijmāʿ by the ways in which it was handled within the subsequent works in the literature of uṣūl al-fiqh.