Müteşebbis İdare ve Belediye Şirketleri: Sayıştay Raporları Işığında Eleştirel Bir Verimlilik Değerlendirmesi
6’ncı İdare Hukuku ve İdari Yargı Uluslararası Sempozyumu (ISALAJ 2026), Toskent, Özbekistan, 12 - 15 Mayıs 2026, ss.69-73, (Özet Bildiri)
- Yayın Türü: Bildiri / Özet Bildiri
- Doi Numarası: 10.5281/zenodo.23662923
- Basıldığı Şehir: Toskent
- Basıldığı Ülke: Özbekistan
- Sayfa Sayıları: ss.69-73
- İstanbul Üniversitesi Adresli: Evet
Özet
Belediyeler tarafından kurulan
veya iştirak edilen şirketler, mahalli kamu hizmetlerinin görülmesinde giderek
daha merkezi bir araç haline gelmiştir. Bu gelişme, idarenin sadece kamu gücüne
dayalı klasik örgütlenme ve tasarruf biçimleri üzerinden değil, aynı zamanda
ekonomik alanda özel hukuka tabi şekilde faaliyet gösteren bir “müteşebbis
idare” görünümü üzerinden de değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır. Belediye
şirketleri çoğu zaman hız, esneklik ve verimlilik gerekçeleriyle
meşrulaştırılmakta; bu suretle kamu hizmetlerinin klasik idari örgütlenme
dışında daha etkin biçimde yürütülmesinin mümkün hale geldiği varsayılmaktadır.
Bununla birlikte, bu varsayımın somut denetim bulguları ışığında ne ölçüde
doğrulandığı ayrıca incelenmelidir.
Bu çalışma, belediye
şirketlerinin her durumda verimlilik ve etkinlik sağlayan araçlar olarak kabul
edilip edilemeyeceğini, normatif kabullerden ziyade somut denetim bulgularına
dayanarak değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu kapsamda çalışma, İstanbul
Büyükşehir Belediyesi’nin sermaye sahibi olduğu on beş farklı iştirake ilişkin
2022-2024 dönemini kapsayan Sayıştay denetim raporlarını ampirik veri kaynağı olarak
esas almaktadır. İnceleme, söz konusu raporların doğrudan bir verimlilik
endeksi sunmadığı kabulünden hareket etmekte; buna karşılık bu raporların,
belediye şirketlerinin verimlilik iddiasını sınamaya elverişli tekrarlayan ve
somut bulgular içerdiğini ortaya koymaktadır.
Raporlardan türetilen bulgular
karşılaştırmalı olarak dört ana eksende sınıflandırılmıştır: şirketleşmenin
belediye bütçesine etkileri, hesap verebilirlik ve malî şeffaflık sorunları,
kapalı iştirak ilişkileri ve bunların doğurduğu rekabet riski ile ihale rejimi
ve kamunun malları üzerinde hukukî temeli kuşkulu muameleler problemi. Bu
çerçevede, çok sayıda şirkette kârlılığın mali sürdürülebilirlikle örtüşmediği;
ayrılmayan kıdem tazminatı karşılıkları, gecikme faizleri, tahsil edilemeyen
alacaklar ve vazgeçilen gelirler nedeniyle belediye bütçesi üzerinde gizli
borçluluk doğurduğu görülmektedir. Ayrıca dava karşılıkları, amortisman,
envanter, muhasebe kayıt güvenliği ve iç denetim eksiklikleri, mali şeffaflık
ve kurumsal denetim bakımından tekrar eden yapısal sorunlara işaret etmektedir.
Bunun yanında, iştirakler arası
doğrudan hizmet ve personel alımı, belediye içi kapalı bir ekonomik ağ görünümü
oluşturmakta; bu yapı klasik anlamda piayasa üzerinde doğrudan bozucu etkiye
yol açmasa bile, rekabet riski ve ayrıcalıklı ilişki biçimleri bakımından
dikkat çekici bir tablo sunmaktadır. Son olarak, 4734 sayılı Kanun’daki istisna
rejimi, doğrudan temin uygulamaları, sözleşmesiz işlemler, meclis onayı dışında
yürütülen bazı finansal işlemler ile ruhsat ve taşınmaz kullanımına ilişkin
bulgular, şirketleşmenin kamu hukuku denetimi etrafında gri alanlar doğurabildiğini
göstermektedir.
Sonuç olarak çalışma, belediye şirketlerinin ilgili kanun gerekçesinde zikredilen kuruluş amaçlarının aksine her durumda verimlilik ve etkinlik sağlayan araçlar olarak görülemeyeceğini; önemli sayıda örnekte gizli mali yükler, zayıflayan hesap verebilirlik, kapalı iştirak ilişkileri ve ihale – hukuka uygunluk dengesinde aşınmaya yol açabildiğini ileri sürmektedir. Bu bağlamda şirketleşmenin ihtiyâca uygun olup olmadığı, kamu kaynaklarını artırmak ile israf etmek arasında, her somut hizmet alanı için müstakil inceleme gerektiren istisnaî bir araç olarak değerlendirilmesi gerektiği savunulmaktadır.
In recent years, companies established by or
with the participation of municipalities have become increasingly important
instruments in the provision of local public services. This development
requires public administration to be assessed not only through the lens of its
classical public-law organisation but also from the perspective of an
“entrepreneurial administration” operating in the economic sphere. Municipal
companies are commonly justified on the grounds of speed, flexibility, and
efficiency and are assumed to facilitate the more effective delivery of public
services outside traditional administrative structures. Yet the extent to which
this assumption is supported by concrete audit findings warrants closer
scrutiny.
This study examines whether municipal companies
can invariably be regarded as instruments for ensuring efficiency and
effectiveness, drawing not on abstract normative assumptions but on concrete
audit findings. To this end, its empirical basis consists of the audit reports
issued by the Turkish Court of Accounts on companies affiliated with the
Istanbul Metropolitan Municipality for the period 2022–2024. The analysis
proceeds from the premise that, although these reports do not provide a direct
measure of efficiency, they contain recurring and concrete findings that make
it possible to test the claims of efficiency advanced in support of municipal
corporatisation.
The findings derived from the reports are
comparatively classified under four main headings: the budgetary effects of
corporatisation; problems of accountability and financial transparency; closed
intra-affiliate relations and the resulting competition risks; and problems
relating to procurement rules and legal basis. Within this framework, the
reports indicate that profitability does not necessarily coincide with
financial sustainability in many of the companies examined. Unrecorded
severance liabilities, delay charges, uncollected receivables, and forgone
revenues point to indirect burdens on the municipal budget. In addition, recurring
shortcomings relating to provisions for litigation, depreciation, inventory,
accounting reliability, and internal control reveal structural weaknesses in
financial transparency and institutional oversight.
The reports also show that the direct procurement
of services and personnel among municipal affiliates creates the appearance of
a closed intra-municipal economic network. Although these findings do not
automatically establish market distortion in the strict sense, they reveal
significant competition risks and privileged relations among affiliates.
Finally, the repeated use of procurement exceptions and direct procurement
methods, transactions conducted without written contracts, certain financial
operations carried out without municipal council scrutiny, and irregularities
concerning licences and the use of immovable property suggest that
corporatisation may create grey areas in the application of public-law
safeguards.
The study concludes that municipal companies
cannot be regarded as neutral instruments that automatically ensure efficiency
and effectiveness in all circumstances. On the contrary, the comparative
dataset suggests that, in a considerable number of cases, corporatisation may
generate hidden financial burdens, weaken accountability, foster closed
affiliate relations, and erode procurement and public-law discipline. It is
therefore argued that corporatisation should be treated as an exceptional
instrument whose use must be specifically justified in relation to each field
of public service.