İdari İşlem ve Eylemlerden Doğan Aşkın Zararın Ödenebilirliği Sorunu
İdarenin Sorumluluğuna İlişkin Güncel Meseleler, Melikşah Yasin,Memduh Cemil Şirin, Editör, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul, ss.387-437, 2026
- Yayın Türü: Kitapta Bölüm / Araştırma Kitabı
- Basım Tarihi: 2026
- Yayınevi: On İki Levha Yayıncılık
- Basıldığı Şehir: İstanbul
- Sayfa Sayıları: ss.387-437
- Editörler: Melikşah Yasin,Memduh Cemil Şirin, Editör
- İstanbul Üniversitesi Adresli: Evet
Özet
Hiç şüphesiz her varlık gibi idarenin de faaliyetlerini yerine getirirken bu faaliyetleri nedeniyle bireylere zarar vermesi muhtemeldir. Burada önemli olan husus, idarenin işlem ve eylemleri nedeniyle verdiği zararı tazmin etmesi, mağdurun zarar gerçekleşmeden önceki haline tekrar kavuşmasını sağlamaktır. Ülkemizde son dönemde etkisi oldukça hissedilen ama aslında aralıklı da olsa her zaman var olan enflasyon sonucu paranın değerinde meydana gelen azalma, idarenin işlem ve eylemlerinden doğan zararları zamanında tazmin etmemesiyle birleştiğinde kişilerin mağduriyetini bir kat daha artırmaktadır. Başka bir ifadeyle, idarenin eylem ve işlemlerinden doğan zararın telafi edilmesi maksadıyla başvurulan hukuki yol sonucunda alacağın sadece yasal veya temerrüt faizi uygulanarak telafi edilmesi, ilgililerin gerçek zararını karşılamaktan yoksundur. Enflasyonun ve uzun süren yargılamaların sonucu olarak Anayasa Mahkemesi (AYM), hak ihlali bağlamında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden (AİHM) ilham alarak, ilgililerin gerçek zararlarını tazmin etmek bakımından birtakım çözümler sunmaya çalışmaktadır. Bununla beraber aşkın zarar müessesi, İdarenin ödeme yapması gereken mevzuatta bu yönde açık bir düzenleme olmaması nedeniyle, İdarece uygulanmakta imtina edilen bir müessese olmuştur.
İlgililerin zararlarının hızla tazmin edilebilmesi amacıyla, sair mevzuatta yer alan ve idarenin borçlu ya da ödeme yapmakla yükümlü olduğu durumlar göz önünde bulundurularak Türk Borçlar Kanununun (TBK) 122. maddesinde yer alan aşkın zararı talep edebilme koşulları, kanunilik ilkesi çerçevesinde idarece ödenmesi gereken miktarın tespit edilmesi bakımından önem arz etmektedir. Çalışmamızda öncelikle, uygulamada sıklıkla karıştırılan ve birbiri yerine kullanılan temerrüt ve kanuni faiz kavramlarının, aşkın zarardan farkına değinilecektir. Ayrıca 31 Temmuz 2026 tarihinde Kanun’un 53. maddesine eklenen üçüncü fıkranın öngördüğü şekilde idari eylemlerden doğan zararlar bakımından idari yargı mercileri tarafından kanuni faizin nasıl uygulanacağına dair açıklamalarda bulunulacaktır. Aşkın zarar müessesesindeki zarar kavramının kapsamı ve niteliği açıklanarak, aslında Anayasa’nın idarenin kendi işlem ve eylemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğuna ilişkin hükmünde (m.125) yer alan “zarar” ifadesine aşkın zararın da dahil edilmesinde anayasal anlamda bir engelin bulunmadığı ortaya konulacaktır. Bunun yanında kural olarak manevi tazminata mahkemece hükmedileceğinden manevi zararlar çalışmamızın kapsamı dışındadır. İkinci bölümde ise aşkın zararın ödeme şartı olarak öngörülen temerrüde düşme olgusunun, idarenin borçlu olduğu durumlar bakımından hukuki çerçevesi çizilecektir (II). Aşkın zararın talep edilebilme koşulu olarak öngörülen temerrüt faizi kavramını, idarenin zarar verici işlem ve eylemleri nedeniyle iradesinin (ve dolayısıyla ihtarın) her durumda aranıp aranmadığından bahisle incelemeye gayret edeceğiz. Bu kısımda, zarar verici olayın meydana gelmesi, hukuki işlemin tesis edilmesiyle veya idarenin ödeme yapmakla yükümlü olduğu durumlarda idareye başvurulmasıyla beraber idarenin borçlu, ilgililerin alacaklı olması şeklinde bir kurgudan hareket edilecektir. Burada İdarenin, kanundan, eylemlerinden, işlemlerinden, sebepsiz zenginleşmesinden ve özendirme ve destekleme faaliyetlerinden doğan borçları şeklinde bir sınıflandırma yapılacaktır. Bu bölümde, ayrıca idarenin temerrüdüne ilişkin açıklamalar çerçevesinde, yasal faiz başlangıç anının tespiti konusunda yargı mercilerine katkı sağlanması amaçlanmaktadır. Konunun temel kavramları ve idarenin borçlu olduğu durumların bu şekilde hukuki çerçevesi çizildikten sonra aşkın zararın sebebi olan enflasyon olgusu gibi durumların yargı uygulamasında hangi hukuki araçlarla karşılanmaya çalışıldığını gösterecek ve AYM ve Danıştay kararlarından hareketle aşkın zararın kanunilik ilkesi bağlamında idarece nasıl ödenebileceğine ilişkin kriter getirilmeye çalışılacaktır (III).