Yetkili Kılınan Tahkim Kurumunun Mevcut veya Belirli Olmadığı Tahkim Anlaşmalarının Geçerliliğinin Yeniden Ele Alınması ve Türkiye’deki Deneyim


Esen E.

Annales de la Faculte de Droit dIstanbul, vol.69, no.1, pp.1-33, 2020 (National Refreed University Journal)

  • Publication Type: Article / Article
  • Volume: 69 Issue: 1
  • Publication Date: 2020
  • Title of Journal : Annales de la Faculte de Droit dIstanbul
  • Page Numbers: pp.1-33

Abstract

Arbitration agreements referring to non-existing arbitral institutions or including undefined references to arbitral institutions are significantly observed in international arbitration practice. Validity of such arbitration agreements becomes debatable due to the pathological intent thereof. If the pathology may be resolved by way of interpretation in the manner that leaves no room for doubt, the ideal solution is resolution of such problems by way of interpretation by means of supporting parties’ common intent towards arbitration and of protecting legitimate expectations of parties in compliance with bona fides principle. However, if interpretation of an undefined reference in an arbitration agreement leads to uncertainty about competence of certain arbitral institutions, such agreement aimed at institutional arbitration either may be accepted to be turned into an agreement aimed at ad hoc arbitration or may be held null-and-void, depending on position of law of seat of arbitration. If seat of arbitration is also undefined or non-existing, arbitration agreement shall be held incapable of being performed and null-and-void. Attitude of Turkish courts seems in conformity with the three approaches to a large extent and may be qualified as satisfactory but determining validity of such arbitration agreements without reference to any law applicable and disregarding the right of access to justice should be criticized.

Milletlerarası tahkim tatbikatında, mevcut olmayan bir tahkim kurumunun yetkili kılındığı veya yetkilendirilen tahkim kurumunun belli olmadığı tahkim anlaşmalarına sıklıkla rastlanmaktadır. İçerdiği bu sorunlu hükümler, bu tür patolojik tahkim anlaşmalarının geçerliliğini tartışmaya açmaktadır. Tahkim anlaşmasında yapılan hatanın herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde yorum yoluyla giderilmesinin mümkün olduğu hallerde, tarafların tahkim iradesini mümkün mertebe ayakta tutacak ve tarafların meşru beklentilerini koruyacak biçimde, iyiniyet ilkesine uygun olarak yorum yapmak suretiyle problemin giderilmesi ideal bir çözümdür. Buna karşılık, tahkim anlaşmasında yer verilen tabirlerin yorumlanması sonucunda birden fazla tahkim kurumunun yetkili sayılabileceği görüldüğü takdirde, tahkim yeri hukukunun müsaade etmesi kaydıyla, ya kurumsal tahkime yönelik olan tahkim anlaşmasının ad hoc tahkime yönelik bir tahkim anlaşmasına dönüştüğü kabul edilmeli ya da tahkim anlaşmasının geçersiz olduğuna karar verilmelidir. Tahkim anlaşmasında, yetkilendirilen tahkim kurumuna ilişkin patolojiye ek olarak, tahkim yeri de belli değilse, tahkim anlaşması icra kabiliyetinden yoksun ve geçersiz kabul edilmelidir. Türk mahkemelerinin yaklaşımı, bu üç anlayışa büyük ölçüde uygun görünmektedir ve tatmin edici olarak nitelendirilebilir, ancak bu tür tahkim anlaşmalarının geçerliliğinin uygulanacak hukuk belirlenmeksizin tayin edilmesi ve adalete erişim hakkının göz ardı edilmesi eleştirilmesi gereken yönlerdir.