Chakrabarty, Moore ve insan genleri BRCA1/2 : ABD’de gen patentlerinin hukukî geçmişi, Avrupa Birliği ve Türkiye’deki düzenlemeler ve bir biyoetik değerlendirme


Ertin H. , Temel M. K. , Metin S. , Karaman M. İ.

Tıp Hukuku Dergisi, no.21, pp.205-242, 2021 (Refereed Journals of Other Institutions)

  • Publication Type: Article / Article
  • Publication Date: 2021
  • Title of Journal : Tıp Hukuku Dergisi
  • Page Numbers: pp.205-242

Abstract

ABSTRACT: While living subject matters were long regarded as unpatentable until the late 20th century, this has changed with a series of rulings by American courts in favor of applications for patenting biological material since the 1970s. As the scientifically unfeasible continued to become feasible in the laboratory, the norms were further challenged in those commercial applications and the subsequent legal decisions, the scope of which has gradually expanded from microorganisms to the human body, given that patents were filed or granted for genetically engineered bacteria in the Chakrabarty case, transgenic and cloned animals in the cases of OncoMouse and Dolly the sheep, and parts of the human body as a cell line in the Moore case and the BRCA1/2 genes in recent litigation during the intertwined history of medicine and biotechnology. In this study, we reviewed landmark decisions from the US patent legislation affirming the patentability of biological (genetic) subject matters, as well as touching upon the European Union and Turkish (genetic) patent regulations, and (bio)ethically criticized the historical legal process that has evolved into allowing such patents, with arguments against the commercial patentability of the human body. Besides their legal and financial justifications, gene patents also have scientific, clinical, and bioethical drawbacks, including stymieing research by others on the patented genes, restricting access to diagnostic genetic tests and independent confirmatory tests, and entailing commodification of the human body.

ÖZ: Yirminci yüzyıl sonlarına kadar uzun yıllar canlı varlıkların patentlenemeyeceği düşünülmüşken, 1970’lerden itibaren Amerikan mahkemelerinde biyolojik materyaller için yapılan patent başvuruları lehine alınan tarihî kararlar sonucunda, bu durum değişmiştir. Bilimsel olarak yapılamaz olanlar laboratuvarlarda yapılabilir hale geldikçe, ticarî başvuru ve hukukî kararlarda, mikroorganizmalardan insana doğru, giderek daha ileri gidilmiştir. Öyle ki tıp ve biyoteknoloji tarihinden de görüleceği üzere; Chakrabarty vakasında genetik mühendislik ürünü bakteriler, OnkoFare ve koyun Dolly vakalarında transgenez ve klonlama ürünü hayvanlar, bir hücre hattının söz konusu olduğu Moore vakasında ve de güncel BRCA1/2 gen patentleri davasında ise insan bedeninin parçaları patentlenmiş ya da patent konusu olmuştur. Bu çalışmada, biyolojik (genetik) materyallerin patentlenişine dair ABD patent hukukundan tarihte birer dönüm noktası teşkil etmiş olan bazı emsal kararlar yeniden gözden geçirilmiş, yanı sıra Avrupa Birliği ve Türk (genetik) patent mevzuatına değinilmiş, ardından bu tür patentler lehine işleyen hukukî süreç, insan bedeninin ticarî patentlenebilirliği aleyhinde argümanlarla, (biyo)etik açıdan değerlendirilmiştir. Hukukî ve malî gerekçeleri olsa da, gen patentlerinin aynı zamanda patentlenen genler üzerinde başkalarınca yapılabilecek araştırmaları engellemek suretiyle bilimsel, diyagnostik genetik testlere ve bağımsız doğrulama testlerine erişimi kısıtlamak suretiyle klinik, ve insan bedeninin metalaştırılması cihetiyle de biyoetik sakıncaları vardır.