ÇİN’İN KÜRESEL EGEMENLİK YARIŞINDA KONFÜÇYÜS ENSTİTÜSÜ VE KÜRESEL ŞİRKETLERİN ÖNEMİ


Duran H. , Yılmaz K. K.

Strategic Public Management Journal, cilt.6, ss.77-90, 2020 (Hakemli Üniversite Dergisi)

  • Cilt numarası: 6 Konu: 11
  • Basım Tarihi: 2020
  • Doi Numarası: 10.25069/spmj.645938
  • Dergi Adı: Strategic Public Management Journal
  • Sayfa Sayıları: ss.77-90

Özet

II. Dünya Savaşından günümüze, ulusal ve küresel egemenlik üzerinde Sivil Toplum Kuruluşları ve Küresel Şirketlerin artan baskısı ile karşı karşıyayız. Bu kurumlar dünya egemenliğine gidilen yolda önemli yapı taşlarından olmuştur. Söz konusu kurumlar aracılığıyla herhangi bir devlet kolayca baskı altına alınabilmekte ve küresel amaçlar kamufle edilebilmektedir. Siyasi gücün başarılı olmadığı noktada devreye STK ve küresel şirketler sokulmaktadır. Sadece değişim olarak değil aynı zamanda olası bir değişime zemin hazırlanması sürecinde bu kurumlar devreye girmektedirler.  

Özellikle ABD ve AB uzun zamandır ulusal amaçlarını gerçekleştirmede küresel şirket ve STK’ları yoğun olarak kullanmakta ve bu kurumlar aracılığıyla dünyanın her yerinde karşımıza çıkmaktadır. STK’lar Batılı değerlerini diğer ülkelere taşıma görevini üstlenirken, şirketlerde Batılı ülkelerin yeni sömürgeci temsilcileri olmuştur. Son yıllarda ABD-Çin arasında yaşanan ticaret savaşlarında, ABD’nin siyasi baskı araçlarının yanı sıra küresel ölçekte faaliyetlerde bulunan Amerikan şirketlerini de bu savaşın içine sürüklemeye çalışması şirketlerin önemini göstermesi açısından somut bir örnektir.  

Çin, son yıllarda hem Konfüçyüs Enstitülerini daha etkili kullanmaya başlayarak ve hem de güçlenen ekonomisinin bir sonucu olarak sahip olduğu şirketler aracılığıyla küresel rekabette yer almakta, gerektiğinde yabancı şirketlerle ortaklıklar kurarak veya satın almalar yaparak eksikliğini gidermeye çalışmaktadır. Çünkü siyasi alana taşınamayan ekonomik başarıların küresel yarışta ciddi bir katkısı olmayacaktır. Bu nedenle Çin, ekonomik başarılarını daha değerli kılabilmek için yumuşak gücünü kurumlarla artırmaya çalışmaktadır. 2000’li yıllarla birlikte ekonomik olarak ABD’nin karşısına çıkan Çin’in zayıf olduğu siyaset alanında girişimlerini arttırarak şimdilik yumuşak bir şekilde yürüttüğü mevcut rekabeti daha radikal bir şekle dönüştürmesi muhtemeldir. 

From World War II to the present, we are facing increasing pressure from NGOs and global corporations over national and global sovereignty. These institutions have been one of the important building blocks on the road to world domination. Through these institutions, any state can easily be suppressed and global objectives can be camouflaged. Where political power is not successful, NGOs and global companies are introduced. These institutions come into play not only as change but also in the process of preparing the ground for a possible change.

Especially, the US and the EU have been using global companies and NGOs extensively to achieve their national goals for a long time, and through these institutions, we have seen them all over the world. While NGOs undertook the task of transporting Western values to other countries, companies became new colonial representatives of Western countries. In recent years, the U.S.-China trade wars, the U.S. attempts to drag American companies engaged in global activities, as well as the means of political repression, into this war is a concrete example of the importance of companies. 

In recent years, China has started to use the Confucius Institutes more effectively and as a result of its strengthened economy, it has taken part in the global competition, trying to eliminate its deficiencies by establishing partnerships or acquisitions with foreign companies when necessary. Because economic achievements that cannot be carried to the political field will not make a significant contribution to the global race. For this reason, China is trying to increase its soft power with institutions in order to make its economic success more valuable. China, which faced the United States economically through the 2000s, is likely to increase its initiatives in the field of politics, turning the current competition, which it has been running softly for now, into a more radical shape.