Akademik Akıl, sa.23, ss.1, 2026 (Hakemsiz Dergi)
Tıpta “Sıfır Atık” Mümkündür
Bayram öncesi günlerde nezle-grip hangisi ise fena halde bulaş olmuştum. Her zamanki tek kullanımlık peçete ile çeşme gibi sızan akıntıyı defalarca aldım, olay yeri olan burun bölgesini sürekli sabunlayarak temiz tuttum, verdiğimi solumamak için pencereyi açarak odamı sürekli havalandırdım ya da dışarıda zaman geçirdim ve nihayet kaybettiğim enerjiyi de dinlenerek kazanmaya yöneldim. Bayram için yola da çıkacağımızdan gece vakti uğradığım semt kliniğimizden günde iki kez birer sıkımlık burun spreyi, iltihap kurutucu hap ve suda eritilerek alınan diğer bir ilaç ile birlikte kimya tedavisini de başlattım. Gerçekten dıştan ve içten iki taraflı bakım hemen ertesi günden itibaren iyileşme beliriverdi. Kısa sürede adeta eski sağlıklı günlerime dönüverdim… Ancak, çok hızlı iyileştiğimden ilaçlar elimde atıl kaldı, onlar ne olacak diye düşünmeye başlarken bu kısa yazıya konu olan ilaç tasarrufu akla düşüverdi.
İsraf konusunda çevre duyarlılığı, sıfır atık, geri dönüşüm, sıfır emisyon, karbon salınımını azaltma, küresel iklim değişimi gibi konular akla gelenlerden bazıları… Bu konuda tüm zamanlarda dertli olduğumuz bir de adedinin belirsiz yada sınırsız verildiği “artmayınca yetmez” in baskılı olduğu kullanılmayan ilaçları katabiliriz tıpkı burun akıntısı ile başıma gelen gibi… İlaç tasarrufunda yıllardır uygulamada olan çok pratik çözümler mevcut. Bu yazıda bu konudaki 2004-2007 yılları arasında Suudi Arabistan’ın başkenti Riyat’ta ülkenin ilk devlet üniversitesi olan “King Saud University = Camiatü’l-Melik Suud” taki öğretim üyeliği yıllarımda görgülendiklerimden bir kaçını burada paylaşmak faydalı olabilir.
İlki, tek bir reçeteye sadece bir ilaç verilmekte, üstelik doktorun teşhisi adetince olmakta, yani kutu ile değil içindekinin gerekli sayısınca alınarak hastaya hijyenik kilitli mini poşetlere konularak teslim edilmektedir. Hasta aldığı ilacın tamamını kullanmakta, bitince de tedavisi tamamlanmış olmaktadır. Kutu yerine sayılı miktarda verilince “artan ilaç” diye bir şey söz konusu olmamaktadır. Yani tıpta da pekala “sıfır atık” mümkün olabilmektedir. Buradaki uygulama, ilaçlar tıpkı çok eski yıllarda SSK hastahaneleri içerisindeki eczaneler gibi bir yapının oluşumuyla mümkün olmaktadır. Şimdilerde serbest eczanelerimizde bunun uygulaması nasıl olur? Teknik bilgisi olanlarımızdan yardım talep edilmelidir. Örneğin ilaç üreticilerimiz kutuların içeriğindeki tablet/hap adetlerini farklı sayılarda seçenekli olarak pakatleme yapabilirler pekala…
Ekvator kuşağı ülkelerinde iklim belirleyici olmaktadır; örneğin resmi yıllık izinler bir değil iki aydır, bir ay da orta dereceleri okulların tatil süreleri eklendiğinde üç aylığına memlekette geçiren oğlumun sürekli aldığı iki tür ilaç vardı o yıllarda… Üç ay boyunca kullanacağı ilacı alabilmem ancak hastane yönetiminin izni ile olabilmekteydi… Bu hassas bilgiyi de ilaç kullanımındaki yukarıdaki olumlu uygulamaya katkı vermek üzere paylaşmış olalım.
Bir ikincisi, üniversite hastanesi yerleşkesinde öğretim üyeleri ve çalışanlarının her türlü muayeneleri buna diş tedavisi de dahil olmak üzere özel oluşturulmuş bir birimde (staff clinic’te) yapılırdı. Bir defasında randevu saatine 5 dakika geciktiğimizde alamayacaklarını yüzümüze karşı söyleyince hayretler içerisinde kalmıştım, yapılmayan muayenenin bir sonraki randevu ile ancak olabileceğini belirtmişlerdi… Memleketimizdeki çocukluğumuzdan gençliğimize uzanan yıllarda muayene uygulamaları film şeriti gibi gözümün önünden geçiverdi… Buradan da iyi yönetilen akıllı “randevu” sistemi ile karşılıklı “zaman/mesai israfı” da önlenebiliyormuş çıkarımını yapmış olalım…
Üçüncü bir uygulama da şöyledir; bir Türk öğretim üyesi dostumuzun erkek çocuğu olmuştu, üniversite hastanesinde pipisine bir tıraşlama yüsüğü takılmış, sıkışık doğal küvezinden geniş dünyaya açılarak her geçen zamanda gelişen ve serpilen vücudu mikron ölçekli ince kıyım hassaslığında sünnetli olarak taburcu olmuştu… Ne güzel bir uygulama ki en kolaylıklı yöntemle olay hasıl olmuş, ilerleyen yıllarda yaşanacak her türlü korku, stres, zamanlama, organizasyon, külfet ve maddi boyutu da dahil olmak üzere çoğu zorlukların önü alınmış olmaktadır. Belki daha sağlıklı ve hijyen şartlarındaki böylesi uygulama da hayatın diğer gereksinimleri gibi toplumumuzun daha başka “israf kapılarını” da önlemiş olmaktadır diyelim…
Akademik olarak bir de şunları belirtmekte yarar var, evrenin en mükemmel çözücüsünün su olduğu bilinir, gerçekten de öyle ki her türlü hijyenik sağlayıcı, eriyik yapıcı, çoğaltıcı ve katkı sağlayıcı olarak suyu tercih ederiz. Hekimlerimiz operasyon öncesinde dakikalarca çevre ile etkileşimli ellerini çeşmenin altında bıkmadan usanmadan uzun süreli sabunlamaktan geri duramazlar… Hal böyle iken bile “sıfır atık” olamayacak şekilde her türlü karışımda bir tortu kalmaması düşünülemez doğal olarak. Eriyemeyen kısmın miktarı çok düşük olmasından dolayı yaklaşık “sıfır atık” ifadesini ideal şartlar için doğru kabul etmiş oluyoruz… Elbette buradaki arzu edilen söylem ile sıfıra yakın atığa ulaşmak hedeflenmiştir…
İnsanoğlunun elinden her şey gelir, ama asla “bulaş olmaması” mümkünleşemez… “Sıfır atık” kavramını da böyle düşünebiliriz. Altın eriyiğine eğ-bük-işle kolaylığı veren mesela bakır katkısı ile günlük hayatta karşılaştığımız her türlü ziynet eşyası 22 ayara kadar çeşitlendirilir… Yüksek fırından dökülen külçe kalıp altın bile bir şekilde içinde bulunduğu kabından ortamına kadar her türlü temas yoluyla bulaş olması ihtimalinden dolayı saf altın 24 ayar yerine 23.999 diye giden rakamlar ile temsil edilir. Uzay şartlarındaki hijyeniğe yani doğal “temiz oda” ya ulaşamadığımız sürece “bulaş” kavramı sıfırlanamaz… Bu konuda “Göktaşlarında Yeryüzünün Kirleticileri Konusuna UUİ Uzay Tozu Ölçümü Girişimi ve Yer Laboratuvarı Toz Sayım Örnekleri” başlıklı bir araştırmamızı da burada sevgili okuyucularımızla paylaşmış olalım.
Küresel olumsuzlukların tavan yaptığı tarihin bu diliminde her şeye rağmen sevinçler yaşatan, barışları umutlandıran ve dünya insanları olarak hayata olumlu bakışımıza ümit veren Ramazan Bayramımızı kutluyorum, böylesi hasretle beklediğimiz güzel zamanların atmosferinin “her şey unutulur ama kokunuz asla” derecesinde uzun süreli olmasını diliyorum.