Cultural Diplomacy and Heritage Management in the Ottoman Empire: Theodor Wiegand’s Miletus Excavations (1899–1913)-


Kutlu Dilbaz B.

History Studies, cilt.18, sa.3, ss.729-757, 2026 (Scopus, TRDizin)

  • Yayın Türü: Makale / Tam Makale
  • Cilt numarası: 18 Sayı: 3
  • Basım Tarihi: 2026
  • Doi Numarası: 10.9737/historystudies.1941320
  • Dergi Adı: History Studies
  • Derginin Tarandığı İndeksler: Scopus, Historical Abstracts, Directory of Open Access Journals, TR DİZİN (ULAKBİM), European Reference Index for the Humanities and Social Science (ERIH PLUS)
  • Sayfa Sayıları: ss.729-757
  • İstanbul Üniversitesi Adresli: Evet

Özet

19. yüzyılda Alman bilim dünyası, Berlin Kraliyet Müzeleri ve Prusya Bilimler Akademisi’nin desteğiyle Doğu Akdeniz’de stratejik bir kültürel temsil alanı oluşturmuştur. Bu varlığın şekillendiği sahalar arasında Milet antik kenti, ızgara planlı sistematik yapısı ve zengin mimari mirasıyla Alman arkeolojisinin öncelikli araştırma sahalarından biri haline gelmiştir. 1899-1913 yılları arasında Theodor Wiegand başkanlığında yürütülen kazılar, Osmanlı Devleti’nin Âsâr-ı Atîka Nizamnâmeleri’nin hukuki çerçevesi içinde şekillenmiştir. Literatür büyük ölçüde teknik keşiflere odaklanmakla birlikte, arkeolojik buluntuların paylaşımını şekillendiren idari mekanizmayı, mülkiyet hukukunu ve altta yatan eşitsizlikleri incelemeye açık bir ihtiyaç bulunmaktadır. Osmanlı arşiv kaynaklarını yayımlanmış Alman kazı raporları ve bilimsel yayınlarla birlikte inceleyen bu çalışma, bu paylaşımın eşit bir müzakerenin değil, yapısal bir asimetrinin ürünü olduğunu savunmaktadır: Osmanlı hukuku eski eserler üzerinde tam devlet mülkiyetini öngörmüş ve bunu ısrarlı bir bürokratik denetimle -izin yenilemeleri, sahada daimi bir komiser bulundurulması- uygulamış; buna karşın Alman kazı ekibinin uzmanlaşmış teknik bilgisi, hangi buluntuların önemli sayılacağını belirlemede neredeyse münhasır bir yetki sağlamıştır. Bu anlamda Osmanlı Devleti, Alman arkeolojik hırsının edilgen bir nesnesi değil, düzenleyici araçları Alman tarafının sınıflandırma üzerindeki teknik otoritesi karşısında yine de yetersiz kalan iddialı bir bürokratik aktördü -bu dinamik, geç dönem Osmanlı egemenliğinin daha geniş hukuki ve idari boyutlarını ortaya koymaktadır. Bulgular, sık sık gerçeği her zaman yansıtmayan bir sınıflandırmayla “mükerrer” sayılan anıtsal eserlerin, çoğunlukla Müze-i Hümayun’un bütçe kısıtlamalarının kolaylaştırmasıyla Berlin’e nakledildiğini göstermektedir; bu kısıtlamalar, nakliye masraflarının karşılanmasını gereksiz görülen eserler karşılığında cazip bir takas haline getirmiştir. En çarpıcı örneği, Milet’in anıtsal Pazar Yeri Kapısı’nın ihraç edilip Berlin’de yeniden inşa edilmesidir. Sonuç olarak Milet kazıları, Alman teknik uzmanlığı ile Osmanlı hukuki-idari otoritesi arasındaki boşluğun eşit bir müzakereyle değil, Alman tarafının yapısal üstünlüğü yoluyla doldurulduğu, Osmanlı devlet denetimi altında yürütülen bir işbirliği vaka çalışması işlevi görmektedir

In the 19th century, the German scientific community, backed by the Prussian Academy of Sciences and the Royal Museums of Berlin, carved out a strategic cultural foothold in the Eastern Mediterranean. Among the sites where this presence took shape, Miletus stood out as a focal point for German archaeology, prized for its rational urban plan and rich architectural heritage. The excavations led by Theodor Wiegand between 1899 and 1913 operated under the legal framework of the Ottoman Empire’s Antiquities Regulations (Asâr-ı Atîka Nizamnameleri). While the existing literature focuses heavily on technical discoveries, there is a clear need to examine the administrative machinery, property laws, and the underlying inequalities that shaped how archaeological finds were divided. By examining Ottoman archival sources alongside published German excavation reports and scholarly publications, this study argues that this division was not the product of equal negotiation but of a structural asymmetry: Ottoman law asserted full state ownership of antiquities and enforced it through persistent bureaucratic oversight permit renewals, a mandatory on-site commissioner, while the German excavation team’s specialized technical expertise gave it near-exclusive authority to determine which finds counted as significant. In this sense, the Ottoman state was not a passive object of German archaeological ambition, but an assertive bureaucratic actor whose regulatory tools nonetheless proved insufficient to counter German technical dominance over classification, a dynamic that illustrates the broader legal and administrative dimensions of late Ottoman sovereignty. The findings show that monumental artifacts frequently classified as “duplicates”, a designation that did not always reflect reality, were shipped to Berlin, often facilitated by the Imperial Museum’s (Müze-i Hümayun) budget constraints, which made covering shipment costs an attractive trade for artifacts deemed dispensable, most strikingly, in the export and reconstruction in Berlin of Miletus’s monumental Market Gate. Ultimately, the Miletus excavations function as a case study in collaboration conducted under Ottoman Empire control, in which the gap between German technical expertise and Ottoman legal-administrative authority was bridged not through equal negotiation but through the German side’s structural advantage.