XVII. Yüzyılda Bosna’da Kelâm Tedrisatı: Hasan Kâfî Akhisârî’nin Ezhârü’r-Ravzât ve Nûrü’l-Yakîn Adlı Eserleri Bağlamında Bir İnceleme
Uluslararası Balkan Sempozyumu - Batı Balkanlar: Tarih, Kültür, Ekonomi, Siyaset ve Güncel Dinamikler; Bosna Hersek-Hırvatistan-Karadağ-Sırbistan, Sarajevo, Bosna-Hersek, 29 - 30 Ekim 2026, (Özet Bildiri)
- Yayın Türü: Bildiri / Özet Bildiri
- Basıldığı Şehir: Sarajevo
- Basıldığı Ülke: Bosna-Hersek
- İstanbul Üniversitesi Adresli: Evet
Özet
Bu tebliğ,
Osmanlı Bosnası’ndaki kelâm eğitiminin mahiyetini Hasan Kâfî Akhisârî’nin (ö.
1025/1616) Ezhârü’r-ravzât fî şerhi Ravzâti’l-cennât ve Nûrü’l-yakîn
fî usûli’d-dîn adlı eserleri çerçevesinde incelemeyi amaçlamaktadır.
Osmanlı ilmî geleneğinde Anadolu sahasında Mâtürîdîliğin, Arap coğrafyasında
ise Eş‘arîliğin yaygınlık kazandığı bilinmektedir. Bunun yanında Osmanlı
ulemâsı arasında Ekberî tasavvuf anlayışının da etkili olduğu görülmektedir. Bu
bağlamda Bosna’daki kelâm eğitiminin İstanbul ve Anadolu merkezli ilmî
gelenekle ne ölçüde irtibatlı olduğu ve bölgenin kendine özgü bir
dinî-entelektüel karakter taşıyıp taşımadığı önemli bir araştırma konusu teşkil
etmektedir.
Çalışmada
Hasan Kâfî’nin özellikle akaid ve kelâma dair iki temel eseri merkeze
alınmaktadır. Bunlardan Nûrü’l-yakîn, Ebû Ca‘fer et-Tahâvî’nin el-Akîdetü’t-Tahâviyye’sine
yazılmış bir şerh olup 1014 (1605) yılında kaleme alınmıştır. Ezharü’r-ravzât
ise bir sonraki senede müellifin kendi akaid risâlesi olan Ravzâtü’l-cennât
üzerine yazdığı şerhtir. İlk bakışta her iki eserde de Selefî-Teymî söylemi
çağrıştıran bazı unsurlar dikkat çekmektedir. Özellikle İbn Ebü’l-İz ve
Türkistânî’in Tahâviyye şerhlerinden ve Senûsî’nin eserlerinden yoğun
biçimde istifade edilmesi, felsefî kelâm yöntemine yönelik eleştiriler ve aşırı
sûfî anlayışlara karşı mesafeli tavır bu hususun başlıca göstergeleri arasında
yer almaktadır.
Bununla
birlikte tebliğde, Hasan Kâfî’nin söz konusu yaklaşımının doğrudan Teymî
düşünceye intisap anlamına gelip gelmediği meselesi tartışılacaktır. Müellifin
Selefî karakter taşıyan bazı kaynaklardan istifade etmesinin, onun Mâtürîdî
gelenekten bütünüyle koptuğu anlamına gelmeyeceği; aksine dönemin ilmî ve dinî
hayatına yönelik ıslahçı bir tavrın yansıması olarak değerlendirilebileceği
ileri sürülecektir. Bu çerçevede Hasan Kâfî’nin yaklaşımı, Osmanlı düşünce
tarihinde benzer bir ıslah çizgisini temsil eden Birgivî Mehmed Efendi (ö.
981/1573) ile mukayeseli biçimde ele alınacaktır.
Tebliğde
ayrıca XVII. yüzyıl Bosna’sındaki ilmî ve sosyal şartların Hasan Kâfî’nin
düşüncesi üzerindeki etkisi incelenecek; böylece Bosna’daki kelâm eğitiminin
Osmanlı merkezî ilmî geleneğiyle ilişkisi ve bölgesel özellikleri hakkında
bütüncül bir değerlendirme yapılacaktır.
This paper aims to investigate the nature of theological education
(kalām) in Ottoman Bosnia through the framework of Hasan Kāfī al-Aqhiṣārī’s (d.
1025/1616) works, namely Azhār al-rawḍāt fī sharḥ Rawḍāt al-jannāt and Nūr
al-yaqīn fī uṣūl al-dīn. It is well known within the Ottoman scholarly
tradition that Māturīdism gained prevalence in the Anatolian region, whereas
Ash‘arism became widespread across the Arab territories. Concurrently, the
Akbarian tradition of Sufism exerted a significant influence among Ottoman
ulema. Within this context, the extent to which theological education in Bosnia
was interconnected with the Istanbul and Anatolia centered scholarly tradition
and whether the region possessed a distinctive religious intellectual character
constitutes an important line of inquiry.
The study primarily focuses on two of al-Aqhiṣārī’s foundational works on
creed (‘aqīdah) and kalām. Among these, Nūr al-yaqīn, a commentary (sharḥ)
on Abū Ja‘far al-Ṭaḥāwī’s al-‘Aqīdah al-Ṭaḥāwiyyah, was authored in 1014
(1605). Azhār al-rawḍāt, written the following year, is the author’s
commentary on his own treatise of creed, Rawḍāt al-jannāt. At first
glance, certain elements reminiscent of the Salafi-Taymiyyan discourse draw
attention in both works. The primary indicators of this stance include
extensive citations from the Ṭaḥāwiyyah commentaries of Ibn Abī al-Izz
and al-Turkistānī, alongside references to al-Sanūsī’s works, coupled with
critiques directed at philosophical kalām methods and a cautious, distant
attitude toward extremist Sufi inclinations.
Nevertheless, this paper will discuss whether al-Aqhiṣārī’s approach implies a direct adherence to Taymiyyan thought. It will be argued that the author’s utilization of certain sources with a Salafi character does not signify a complete rupture from the Māturīdī tradition; rather, it can be interpreted as a reflection of a reformist disposition toward the scholarly and religious life of his period. In this framework, al-Aqhiṣārī’s approach will be analyzed comparatively with Birgivī Meḥmed Efendī (d. 981/1573), who represented a similar reformist lineage in Ottoman intellectual history. Furthermore, the paper will examine the impact of the seventeenth-century Bosnian scholarly and social conditions on al-Aqhiṣārī’s thought, thereby providing a holistic evaluation of the relationship between theological education in Bosnia and the central Ottoman scholarly tradition, as well as its regional characteristics.