Sıradanlığın Aşırı Halleri: “Her Şey Yolundaymış Gibi”
Diğer, ss.1-3, 2020
- Yayın Türü: Diğer Yayınlar / Diğer
- Basım Tarihi: 2020
- Sayfa Sayıları: ss.1-3
- İstanbul Üniversitesi Adresli: Evet
Özet
Uzun bir aradan sonra geçtiğimiz hafta Mecidiyeköy Stüdyo Sahne’ye İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun 2020-2021 sezonu oyunlarından “Her Şey Yolundaymış Gibi”yi izlemeye gittim. Hayatımızdaki her şey yolundan çıkmışken “-mış gibi” yapacak, tek perdelik vaktimizi çift maskeyle örtecek, aylardır tiyatroyla aramıza 1,5 metreden daha fazla mesafe koymak zorunda kaldığımızı unutacaktık. “Hayat Eve Sığar” karekoduna indirgenmiş kimliğimizi, eve bir türlü sığdıramadığımız bedenimizle birlikte ibraz edecek, yerlerimize oturacak, birbirimizden şüphe duymuyormuş gibi oyunu izlemeye çalışacaktık. Öyle yaptık. Sözleşmiş gibi. Sandalyelerin yerini, birbirine daha yakın olmak için sürekli değiştiren seyircileri, oyun başlamadan önce görevlilerin uyarmasıyla oyundaki sandalye yerlerini değiştiren, birbirinden uzak olmak isteyen çiftleri anlatan ara sahnelere gülümseyecek ve ironinin/tesadüfün böylesi diyecektik. 80 dakikalık oyunu anlatmaya başlayayım sizlere.
Amerikalı yazar, senarist ve yönetmen Neil LaBute’un yazdığı ve dilimize Ekin Tunçay Turan’ın çevirdiği üç oyun Ölüler Diyarı (Land of the Dead), Bir Mutluluk Anı (A Second of Pleasure) ve Karmakarışık ( Helter Skelter), “Her Şey Yolundaymış Gibi” adı altında toplanmış ve Dilek Güven’in rejisi ile bizlere sunulmuş. Tek perdelik bu oyunda üç çiftin üç bağımsız hikâyesi anlatılarak ikili ilişkiler mercek altına alınıyor. Oyunda, yaşamındaki en önemli değerlerden vazgeçme noktasına gelen çiftlerin hikâyeleri, biraz da kadın odaklı anlatılıyor ya da hissettiriliyor. Kadınları daha çok güçlü/kararlı/haklı taraf, erkekleri ise olayları sıradanlaştırmaya çalışan olarak gösteren oyunun yalnızca haklı – haksız veya günahkâr – masum düalitesi üzerine kurulmuş olduğunu söylemek zor. Günlük hayatta hemen hemen herkesin yaşadığı sıradan anların/olayların büyük bir mutsuzluğa ve umutsuzluğa dönüşmesine neden olacak farkındalıklar ve sonrasındaki kararlar, hem erkeğin hem de kadının bakış açılarından seyirciye gösteriliyor. Hikâyeler Amerika’da geçiyor ama içerdiği temalarla evrensel bir boyut taşıyor: İkili ilişkiler, kadın-erkek çatışması, kriz anlarına çiftlerin yaklaşımı, mutsuzluktan ölseler bile mutluymuş gibi yapmak zorunda kalmaları, hep bir kılıf içinde yaşamaları, buna dur diyebilme cesareti gösterebilmeleri ya da gerçeklerden tümüyle kaçmak istemeleri.