Az avar kori gúlacsüngos fülbevalók. — Die awarenzeitlichen Pyramidenförmigen Ohrgehänge. — Avar dönemindeki piramit biçimli küpeler


BALOGH C.

Kuny Domokos Müzesi, ss.91-144, 2014 (Hakemli Dergi)

  • Yayın Türü: Makale / Tam Makale
  • Basım Tarihi: 2014
  • Dergi Adı: Kuny Domokos Müzesi
  • Sayfa Sayıları: ss.91-144
  • İstanbul Üniversitesi Adresli: Hayır

Özet

Kökenleri antik örneklere kadar geri giden Bizans kökenli piramit biçimli küpeler (1. resim), Erken Avar Dönemi mücevherlerinin tipik bir grubunu teşkil ederler. Döküm ve plaka olmak üzere, iki farklı teknikle hazırlanmış örnekleri bulunmaktadır. Bu küpeler, ikili olarak ve çoğunlukla kadınlar tarafından kullanılıyordu. Szegvár tipi diye adlandırılan türünü tekli olarak erkekler de kullanıyordu.

Piramit biçimli döküm küpeler (18. resim) arasında şimdiye kadar bilinen cam kakmalı döküm küpeler yanında (19. resim 1–8), yine döküm olan, fakat içi boşaltılmış piramit şeklindeki örnekleri de ayırt etme imkânımız oldu. (19. resim 9–12) Bu küpelerin her iki türü de Tuna’nın batısında kalan bölgelerde karşımıza çıkıyor. Bulundukları yerler, Keszthely ve Ferto Gölü çevresindeki antik geleneklere sahip kuyumcu atölyelerinde hazırlanmış olabilecekleri ihtimalini güçlendiriyor. (2. resim; 4–5. resimler; 7 resim)

Bu küpeler, Panonya bölgesinin Romanize olmuş halkına özgü olsa da, Gepid geleneklere sahip toplulukların mezarlıklarında da karşımıza çıkmaktadır. Bunlar arasında en eskileri 6. yüzyılın ikinci ve üçüncü çeyreğine tarihlenen basit örneklerdir. Ortasında noktalar olan dairelerle süslenmiş olanlar, 6. yüzyılın sonu ile 7. yüzyılın başlarına tarihlendirilebilir. Cam kakmalı olanlar ise en geç 7. yüzyılde birinci çeyreğine kadar kullanılmışlardı. Karpat Havzası dışındaki örnekleri az sayıda Makedonya (Gradişte Gradişte) ve Kırım’da (Luçistoe, Skalistoe) bulunmuştur. Fakat bunlar Karpat Havzası’ndakilerden daha sonraki dönemlere aittirler.

Szegvár tipi olanlar (8. resim 1–2; 20. resim 1–9), 6. yüzyılın ikinci yarısına veya üçüncü çeyreği ile 7. yüzyılın ilk çeyreği arasındaki döneme tarihlendirilebilir. Bunlar çoğunlukla Avarların yerleşim alanının merkezi kısmında, Tuna ve Tisa kıyılarında görülüyorlar. (9. resim) En küçük örnekleri, sahipleriyle birlikte Doğu’dan gelmiş olmalı. Nitekim, bu türün Kafkasya bölgesinde (20. resim 10–24) bilinen analojilerinin büyük bir bölümü Karpat Havzası’ndakilerden daha sonraki dönemlere aittirler.

VelikaKladuşa tipinin (21. resim) Tuna kıyısı boyunca yayılmış olması (10. resim) o çevredeki bir kuyumcuya veya atölyeye işaret ediyor. Bu tip, buluntular arasındaki ortak özelliklerin eksikliği nedeniyle, biçimsel özelliklerinden dolayı 7. yüzyılın ilk yarısına tarihlendirilebilir.

Oroszlány tipine ait örnekler (22. resim 2–5), ötekilerden farlı olarak bronzdan veya gümüşten, presleme tekniğiyle hazırlanmışlardır. Öncelikle presleme tekniğinin Karpat Havzası’ndaki yaygınlığı ve ayrıca Kunszentmárton’daki kuyumcu mezarından çıkan buluntular arasındaki piramit yapımı için kullanılan pres kalıbına (22. resim 1) dayanarak bunların 7. yüzyılın ikinci yarısında hazırlanmış olduklarını tahmin ediyoruz. Karpat Havzası dışında örneklerinin görülmemesi sebebiyle bu küpeyi, Velika Kladuşa tipinin preslenmiş taklidi olmakla birlikte, bölgeye has bir ürün olarak görüyoruz.

Desk tipi küpelerin (12. resim; 23–24. resimler), granülasyon süslerinden oluşan kompozisyonuna dayanarak üç türünü ayırt ettik (A–C); B değişkesi sadece Orta Tisa bölgesinde görülmektedir; öteki ikisinin yayılım alanı ise kısmen örtüşmektedir ve çoğunluğu Tisa–Maros–Aranka arasında kalan bölgede gün ışığına çıkmıştır (14. resim). Küpelerin, söz konusu bölgede üretildikleri ve pek çok kuyumcu ustasının veya atölyenin ürünü oldukları anlaşılıyor. Öte yandan Taman Yarımadası’nda bulunmuş en yakın analojileri (12. resim 8) ve Avarlarınınkiyle aynı döneme denk gelen Doğu’daki birkaç analoji (27. resim 1–5), Avarların, Szegvár tipi gibi bu türü de — daha ziyade B ve C değişkelerini — daha Kafkasya’da tanıdıkları ihtimalini ortaya atıyor. Karpat Havzası’nda hazırlanmış, taş kakmalarla ve filigran süslerle preslenerek taklit edilmiş örneklerin [Kafkasya’daki örneklerin] kopyaları olması yine ihtimal dahilinde gözüküyor. Bunlardan A değişkesi ise [Panonya’da, Karpat Havzası’nda] sözü edilen bölgede ortaya çıkmıştır. Karpat Havzası’nda kısa bir süre kullanımda kalan bu küpe tipinin tersine Kafkasya’daki — erkekler tarafından da kullanılan — [örnekleri] daha uzun süre kullanımda kalmıştır (Glodos ve Djurso 248 nolu mezar).

Söz konusu küpelere eşlik eden buluntuların sayısı oldukça azdır. Yakından incelendiğinde 7. yüzyılın ikinci çeyreğine tarihlendirilebileceği görülmektedir.

Piramit biçimli küpelerin en kalabalık grubunu Szentendre tipi teşkil ediyor. (15. resim; 25–26. resimler) Bu küpeler, yayıldıkları alan bakımından Tuna (Nehri’nin Budapeşte’nin kuzeyinde kalan) kıvrımı, Peşte Ovası ve Körös Nehri’nin güneyinde, Tisa’nın sol taraflarında yoğunlaşıyorlar. (16. resim) Karpat Havzası dışındaki az sayıdaki analojiye (27. resim 6–9) rağmen bu küpe tipinin sözü edilen bölgeye özgü bir tip olduğunu düşünüyoruz. Bu tip, genellikle buluntuların çok az olduğu mezarlarda bulunmuştur. Beraberindeki buluntulardan bu tipin 7. yüzyılın ilk ve üçüncü çeyreğinde kullanıldığı anlaşılıyor.

Kendine özgü özellikler taşıyan piramit biçimli iki küpeden (22. resim 6–8) Kundomb 262 nolu olanını yakından inceledik. Presleme tekniği ile yapılmış, ortası boş ve kavisli süslemesinin Avar bölgesindeki ve Doğu’daki analojilerine dayanarak (28. resim 1–14) bu tipi 7. yüzyılın ikinci çeyreklerine tarihlendiriyoruz.

Bazı küpe tiplerinin ortaya çıkış yerlerini dikkate almazsak, sözü edilen bütün örneklerin Karpat Havzası’nda üretildiğini tahmin etmek mümkün. Erken Avar Dönemi’ne ait bilinen kuyumcu mezarlarından çıkan aletler arasında piramit biçimli küpe yapımı için gerekli aletlerin bir kısmını görmek mümkünse de sadece Kisújszállás-Nagykert ve Kunszentmárton kuyumcu ustaları bu aletlerin hepsine sahipti. Buna rağmen sadece Kunszentmárton kuyumcu ustalarının bu türde küpeler üretmiş olabileceklerine dair somut kanıtlarımız mevcut.

Batı Avrupa’da presleme tekniği geleneğinin kökleri Geç Roma Dönemi’ne kadar uzansa da bu tekniğin yeniden canlanması ancak 7. yüzyılda gerçekleşmiştir. Bu değişim Bizans kuyumculuğunda da yakından gözlemlenebilmektedir. Avar Dönemi arkeolojik buluntularında bu değişim, preslenmiş kemer süslerinin büyük oranda yaygınlaşmasıyla kendini gösteriyor. Mücevher üretiminde bu teknolojik değişimi göstermek daha zordur. Fakat bu çalışmada ele alınan küpe tipi, bu değişimin gösterilmesi için iyi bir örnektir.

Eine typische Gruppe der Schmuckstücke aus dem 6./7. Jh. bilden die auf antike Vorbilder zurückführbaren, pyramidenförmigen Ohrgehänge byzantinischer Herkunft. Sie wurden mit zweierlei Technik hergestellt: es gibt gegossene und gepresste, blecherne Exemplare. Diese Ohrgehänge wurden meistens von Frauen paarweise getragen. Den Szegvár-Typ trugen auch Männer, aber einzelweise. Unter den gegossenen pyramidenförmigen Ohrgehängen konnte neben den vollen und den mit Glaseinlage verzierten Stücken die Gruppe der gegossenen und durchbrochenen Exemplare abgesondert werden. Die Mehrheit der gegossenen Typen kommt in Transdanubien, in der Umgebung von Keszthely und Neusiedlersee vor, sie konnten in Goldschmiedewerkstätten mit antiker Tradition gefertigt werden. Die durchbrochenen Stücke und die Exemplare mit Glaseinlage sind auch in der mittleren Donau–Theißgegend auffindbar. Dieser Ohrgehängetyp ist für die pannonische, romanisierte Bevölkerung charakteristisch, aber er kommt auch in Gräberfeldern gepidischer Tradition vor.

Die einfachen Exemplare aus dem mittleren Drittel des 6. Jhs bilden die frühesten Vetreter des Typs; etwas später, Ende des 6.–Anfang des 7. Jhs. entstanden die Stücke mit Punkt-Kreis-Verzierung; die mit Glaseinlage waren spätestens im ersten Drittel des 7. Jhs. in Gebrauch. Außerhalb des Karpatenbeckens sind wenig Analogien bekannt, sie stammen aus Nordwestmazedonien (Gradište Gradište) und von der Halbinsel Krim (Lucistoe, Skalistoe),

aber diese sind jünger. Die aus Blech gemachten pyramidenförmigen Ohrgehänge können fünf Typen zugeordnet werden, und daneben gibt es zwei einzigartige Exemplare.

Der Szegvár-Typ kann ab der 2. Hälfte/3. Viertel des 6. Jhs. bis zum 1. Drittel des 7. Jhs. datiert werden. Sie kommen im Zentrum des awarischen Gebietes, entlang der Donau und der Theiß vor. Die kleinsten Exemplare wurden von ihren Besitzern noch aus Osten mitgebracht. Der grösste Teil der Analogien des Typs aus dem Kaukasusgebiet ist jünger als die Stücke aus dem Karpatenbecken.

Die Verbreitung des Velika-Kladuša-Typs ist entlang der Donau charakteristisch, was auf einen in der Nähe arbeitenden Goldschmied oder auf eine Werkstatt hinweisen kann. Ohne Fundzusammenhänge datierten wir diesen Typ nach stilkritischen Grundlagen in die 1. Hälfte des 7. Jhs.

Die Exemplare des Oroszlány-Typs sind von den anderen abweichend aus Bronze oder Silber gepresst. Aufgrund der Verbreitung der Presstechnik im Karpatenbecken und der Begleitfunde des Goldschmiedgrabes von Kunszentmárton ist es anzunehmen, dass sie im 2. Viertel des 7. Jhs. gemacht wurden. Dieser Typ ist ein lokales Produkt, die gepresste Nachahmung des Velika Kladuša-Typs.

Innerhalb der Ohrgehänge des Typs Deszk wurden aufgrund der Komposition der Granulationen 3 Varianten getrennt (A–C), die Variante B kommt nur in der mittleren Theißgegend vor, die Vertreter der zwei anderen Gruppen kamen in der Nähe der Flüsse Theiß, Maros und Aranka zum Vorschein. Die Ohrgehänge sind lokale, aber von mehreren Goldschmieden oder Werkstätten hergestellte Produkte. Eine nahe Analogie von der Halbinsel Tamam und einige östliche, mit den awarenzeitlichen Stücken gleichzeitige Parallelen weisen auch auf die Möglichkeit hin, dass die Awaren die Variante B und C dieses Typs – dem Szegvár-Typ ähnlich – schon im Kaukasus kennenlernten, und die hier hergestellten Exemplare sind ihre Nachahmungen. Dieser Ohrgehängetyp war im Karpatenbecken nicht lange in Gebrauch, aber in der Umgebung des Kaukasus (Glodos und Djurso, Grab 248) wurden sie länger, auch von Männern getragen. Die Ohrgehänge kamen mit ärmlichen Beigaben zum Vorschein, ihre nähere Untersuchung wies auf eine Datierung in die 2. Hälfte des 7. Jhs. hin.

Der Szentendre-Typ bildet die zahlreichste Gruppe. Diese Exemplare konzentrieren sich auf die Donaukniegegend–Pester Tiefebene, auf die Gebiete südlich von Körös, und auf das linke Ufer der Theiß. Obwohl es außerhalb des Karpatenbeckens wenig Analogien gibt, Vertreter dieses Typs halten wir für lokale Produkte. Sie kommen im allgemeinen in Gräbern mit ärmlichen Beigaben vor. Aufgrund der Begleitfunde waren sie im 1. und 2. Drittel des 7. Jhs. in Mode.

Von den zwei einzigartigen pyramidenförmigen Ohrgehängen konnten wir das Ohrgehänge des Grabes 262 von Kundomb eingehend untersuchen. Aufgrund awarischer und östlicher Analogien seiner gepressten, durchbrochenen, halbkreisförmigen Verzierung wurde es in die 2. Hälfte des 7. Jhs. datiert. Es ist wahrscheinlich, dass alle Typen – unabhängig von dem Entstehungsgebiet – im Karpatenbecken gefertigt wurden. Unter den Werkzeugbeigaben der bekannten frühawarischen Goldschmiedgräber finden wir einenTeil der Geräte, die zur Fertigung der pyramidenförmigen Ohrgehänge unentbehrlich waren, aber nur die Meister von Kisújszállás-Nagykert und Kunszentmárton verfügten über alle nötigen Geräte. Trotzdem haben wir nur im letzteren Fall einen konkreten Beweis dafür, dass er solche Ohrgehänge herstellen konnte. In Westeuropa hatte die Presstechnik spätrömische Voraussetzungen, aber ihre Neugeburt begann erst Anfang des 7. Jhs. Dieser Wandel kann auch in der byzantinischen Goldschmiederei beobachtet werden. Im awarenzeitlichen archäologischen Material kann dieser Wandel in der weiten Verbreitung der gepressten Gürtelbeschläge erfasst werden. Es ist schwerer, diesen technologischen Wandel in der Schmuckmode nachzuweisen, aber dieser oben untersuchte Ohrgehängetyp ist ein gutes Beispiel dafür.