“Birleşmiş Milletler Barış Gücü Operasyonları Bağlamında Özel Askeri ve Güvenlik Şirketleri Üzerine Bir Değerlendirme”


Akbaş İ. Ş.

21. Yüzyılda Hukukun Dönüşümü Sempozyumu, Ankara, Türkiye, 1 - 07 Kasım 2025, (Yayınlanmadı)

  • Yayın Türü: Bildiri / Yayınlanmadı
  • Basıldığı Şehir: Ankara
  • Basıldığı Ülke: Türkiye
  • İstanbul Üniversitesi Adresli: Evet

Özet

ÖZET

Uluslararası hukukun aktörleri olan devletler, daima hem ulusal hem de uluslararası düzeyde milli savunmalarını oluşturmayı ve söz konusu müdafaayı devam ettirmeyi amaçlamış ve bu amaç doğrultusunda, kendilerine bağlı birer ordu oluşturarak ordu üzerinde tam bir hakimiyet kurmuşlardır. Ancak, zaman içinde devletlerin uluslararası ya da uluslararası olmayan silahlı çatışmalar dolayısıyla savunmalarını artırmak ve gerektiğinde saldırılara karşılık vermek amacıyla ek personel ihtiyacı doğmuştur. Ayrıca, devletler doğrudan kendi ülkelerinin güvenliğinin tehdit altında bulunmadığı durumlarda dahi uluslararası barış ve güvenliğin korunmasında kendilerinin de yetkili olduğuna ve uluslararası barış ve güvenlik ortamının tekrar sağlanması bakımından sorumluluklarının var olduğuna inanmaktadır.

Devletler dışında, devletlerin ortak bir şekilde anlaşmaya varması sonucunda 1945 yılında kurulan ve dünyada en önemli evrensel uluslararası örgüt olma niteliğini haiz Birleşmiş Milletler (BM) tarafından da uluslararası alanda barış ve güvenliği koruma amacı benimsenmektedir ve bu hedef, BM’nin kurucu antlaşması olan BM Şartı m. 1 uyarınca BM’nin en temel amacı olarak belirtilmiştir. Nitekim, BM Şartı VII. bölüm uyarınca Birleşmiş Milletler uluslararası barış, güvenlik ve huzur ortamının bozulması halinde bu ortamı tekrar sağlamak için geniş yetkilerle donatılmıştır. Ayrıca, BM Şartı m. 22 ve 29 uyarınca uluslararası barış ve güvenliği sağlamak için BM Genel Kurul ve Güvenlik Konseyi’ne gerekli kurum ya da organları oluşturma yetkisi verilmiştir. Bu yetkiler dahilinde BM’nin kendi ordusu olmasa da söz konusu madde uyarınca uluslararası barış ve güvenlik ortamını sağlamak için gerekli bölgelerde ve geçici olarak operasyonların düzenleneceği “BM barış gücü” kavramı ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda, bir devlet değil de uluslararası bir örgüt olmasından dolayı doğası gereği herhangi bir ordusu bulunmayan Birleşmiş Milletler, dünyadaki barış ve güvenlik ortamını korumak ve bozulması halinde bu ortamın tekrar oluşturulmasını sağlamak için üye devletlerin askeri personeli ile barış gücüne katılmasını talep etmektedir. Ancak zaten özel askeri ve güvenlik şirketlerinden yararlanan devletlerin, BM’nin barış gücü operasyonları için kendi ordularında yer alan askerlerden ziyade şirketler aracılığıyla özel personelleri tercih ettiği ve özel askeri ve güvenlik şirketlerinin BM operasyonlarında lojistik ve destek bakımından gün geçtikçe daha fazla yer aldığı gözlemlenmiştir. Fakat, BM barış gücü operasyonlarında özel askeri ve güvenlik şirketlerinden yararlanılması geleneksel uluslararası hukuk ile cevaplanamayan birtakım problemlerin ortaya çıkmasına yol açmakta ve bu bağlamda, yeni tartışmalar gündeme gelmektedir.

Paralı askerler, Cenevre Sözleşmesi Ek Protokol I m. 47’de tanımlanmakla birlikte savaşçı veya savaş esiri olma hakkını haiz değillerdir. 4 Aralık 1989 tarihinde “Paralı Askerlerin İşe Alınması, Kullanılması, Finanse Edilmesi ve Eğitimine Karşı Uluslararası Sözleşme” kabul edilmiş ve 2001 yılında yürürlüğe girerek paralı asker kullanımı uluslararası hukuk tarafından yasaklanmıştır. Ancak devletler, paralı askerlerden ayrı olarak artık askeri ve güvenlik hizmeti veren ticari şirketlerden yararlanmaya başlamışlardır. Bu durumda, devletlerin kendi adına yaptığı askeri harekatlarda özel askeri ve güvenlik şirketlerinden yararlanması halinde; devletler, söz konusu personelleri ile ilişkilerini kendileri belirlemiştir. Örneğin Ukrayna-Rusya Savaşı’nda Rusya Hükümeti, kendi ordusu ile paralel bir şekilde “Wagner” adlı özel askeri ve güvenlik şirketinden yararlanmış; ancak, Wagner Grubu Başkanı ile uyuşmazlık yaşamasının ardından bu durumun bir iç hukuk meselesi olduğunu belirtmiştir. Keza, İsrail de Filistin’deki saldırılarına karşı kendi ordusu dışında özel askeri ve güvenlik şirketlerinden yararlanmaktadır ve bu kişilerin sorumlulukları, her ne kadar öğretide tartışmalı olsa da milli ordularında yer alan personel ile paralel bir şekilde ilerlemektedir. Ancak, söz konusu personellerin BM barış gücü operasyonlarında yer alması ile birlikte özel askeri ve güvenlik şirketleri uluslararası hukukta yeni bir aktör olarak ortaya çıkarak bu aktörün başta insan hakları ve insancıl hukukun ihlalleri olmak üzere gerçekleştirdiği fiillerden dolayı sorumlu tutulması sorununu gündeme getirmektedir. Bunun nedeni, özel askeri ve güvenlik şirketlerinin aslında ekonomik kârın daha fazla önem kazandığı bir alan olması dolayısıyla özel hukuk sözleşmeleri bağlamında değerlendirilmesi gerekirken; uluslararası barış ve güvenlik alanının korunmasının bir uluslararası kamu hukuku konusu olmasından dolayı ortaya çıkan bu yeni aktörün uluslararası hukukun geleneksel ayrımını ve bu ayrıma bağlı olarak ortaya çıkan uygulama ve yaptırımları belirsizleştirmesidir.

Özel askeri ve güvenlik şirketlerinin uluslararası hukukta ortaya çıkardığı sorunlar aslında uluslararası alanda da kabul edilmiş ve İsviçre ile Kızılhaç Örgütü tarafından 17 Eylül 2008 tarihinde Montrö Belgesi ve 2010 yılında “Özel Güvenlik Hizmeti Sağlayıcıları için Uluslararası Davranış Kuralları” oluşturulmuştur. Ancak, söz konusu uluslararası belgeler soft law niteliği haiz olduğundan devletler için bağlayıcı olmamakta, dolayısıyla bu belge ile uluslararası hukukta ortaya çıkan bu aktöre sorumluluk yükletilememektedir. Peki söz konusu boşluk uluslararası hukukta nasıl çözüme kavuşturulabilir?

Uluslararası hukukta kural olarak, başta devletler olmak üzere tüzel kişiler aktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda, söz konusu ticari işletmelerin personellerinin yaptığı eylemlerden dolayı bu kişileri işe alan devletlerin ya da özel güvenlik şirketlerinin de aslında birer tüzel kişi olmasından hareketle bu tüzel kişilerin de uluslararası hukukta hukuki sorumluluklarının var olabileceği fikri benimsenebilir. Ancak, söz konusu şirketlerin personellerinin devletlerden ayrı olarak yargılanmaları ve meydana getirdikleri insancıl hukuk ihlallerinden dolayı hukuki sorumluluktan ziyade cezai sorumluluk ile sorumlu tutulmaları gerekmektedir. Uluslararası hukukun bir alt dalı olan uluslararası ceza hukuku uyarınca, uluslararası insancıl hukuk ihlalleri sonucunda faillerin bireysel cezai sorumluluğu bulunmaktadır ve bireyler Roma Statüsü ile 1 Temmuz 2002 tarihinde kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM)’nde yargılanarak cezai bakımdan sorumlu tutulmaktadır. Bu bağlamda, özel askeri ve güvenlik şirketlerinin BM barış gücüne dahil olsalar dahi gerçekleştirdikleri insan hakları ihlallerinden dolayı cezai bakımdan sorumlu tutulabilecekleri değerlendirilmesi yapılabilir. Ancak, uluslararası ceza hukukunun konusunu sadece soykırım, insanlığa karşı işlenen suçlar, savaş ve saldırı suçları oluşturmaktadır. BM Barış gücünün operasyonlarına bakıldığında burada bulunan personelin gerçekleştirdiği eylemler doğrultusunda sadece savaş suçu bağlamında sorumlu tutulabileceği, dolayısıyla cezai sorumluluklarının çok sınırlı olabileceği değerlendirilmektedir. Nitekim Roma Statüsü m. 16 uyarınca BM’nin UCM’nin yargı yetkisini erteleyebilme yetkisi bulunmaktadır ki; bu durum aslında asıl barış ve güvenlik ortamını sağlaması beklenen kişilerin cezai sorumluluktan kurtulabileceği endişesine neden olmaktadır. Dolayısıyla, BM tarafından barış ve güvenlik ortamını sağlamak amacıyla oluşturulan barış gücü operasyonlarında yer alan personel olarak bu aktörleri kullanmasının uluslararası hukukun geleneksel anlayışını zorladığını değerlendirilmekte ve bu aktörlerin günümüzde önemli boyutlarda kullanılması dolayısıyla sorumluluklarının devletler bakımından bağlayıcı nitelikte uluslararası hukuk belgeleri ile belirlenmesi gerekmektedir.

Anahtar Kelimeler: Birleşmiş Milletler, BM Barış Gücü, Özel Askeri ve Güvenlik şirketleri, Sorumluluk, Uluslararası Hukuk

ABSTRACT

States, as primary actors of international law, have consistently aimed to establish and maintain their national defense mechanisms at both national and international levels. In pursuit of this objective, they have formed armies under their direct authority and exercised full control over them. However, over time, whether due to international or non-international armed conflicts, states have faced the need for additional personnel to strengthen their defense capabilities and, when necessary, respond to attacks. Furthermore, even in situations where their own national security is not directly threatened, states consider themselves authorized and responsible for contributing to the maintenance and restoration of international peace and security.

Beyond states, the United Nations (UN), established in 1945 through the collective agreement of states and recognized as the most significant universal international organization, has likewise adopted the objective of maintaining international peace and security. Pursuant to Article 1 of the UN Charter, this constitutes the UN’s primary purpose. Indeed, under Chapter VII of the UN Charter, the United Nations is vested with broad powers to restore international peace, security, and stability in cases where these are threatened or breached. Moreover, Articles 22 and 29 of the UN Charter authorize the General Assembly and the Security Council to establish the necessary subsidiary organs to ensure international peace and security. Although the UN does not possess its own standing army, these provisions have given rise to the concept of “UN peacekeeping forces,” whereby temporary operations are conducted in relevant regions to maintain or restore peace and security.

As an international organization rather than a state, the United Nations does not inherently maintain an army. Therefore, to preserve or re-establish global peace and security, it requests member states to contribute military personnel to peacekeeping operations. Nevertheless, it has been observed that states already making use of private military and security companies (PMSCs) increasingly prefer to deploy private personnel through such companies rather than members of their national armed forces for UN peacekeeping operations. Consequently, PMSCs have assumed a growing role, particularly in logistical and support functions within UN operations. However, the involvement of PMSCs in UN peacekeeping missions has generated certain legal challenges that cannot be fully addressed by traditional international law, thereby giving rise to new debates.

Mercenaries are defined under Article 47 of Additional Protocol I to the Geneva Conventions and are not entitled to combatant or prisoner-of-war status. The “International Convention against the Recruitment, Use, Financing and Training of Mercenaries,” adopted on 4 December 1989 and entering into force in 2001, prohibited the use of mercenaries under international law. Nevertheless, distinct from mercenaries, states have increasingly relied on commercial entities providing military and security services. In cases where states utilize PMSCs in military operations conducted on their behalf, they determine the legal relationship with such personnel. For instance, during the Ukraine–Russia war, the Russian government operated alongside a private military and security company known as the Wagner Group; however, following disputes with its leader, the matter was characterized as an issue of domestic law. Similarly, Israel has reportedly relied on private military and security companies alongside its national armed forces in operations in Palestine, and although the responsibility of such personnel remains debated in doctrine, their status has largely paralleled that of national military personnel.

However, the participation of such personnel in UN peacekeeping operations has led to the emergence of PMSCs as a new actor in international law, raising questions regarding accountability, particularly in relation to violations of human rights and international humanitarian law. This challenge arises because PMSCs operate primarily within a sphere driven by economic profit and are generally governed by private law contracts, whereas the protection of international peace and security constitutes a matter of international public law. The involvement of this new actor blurs the traditional distinctions within international law and creates uncertainty regarding applicable rules and enforcement mechanisms.

The legal issues posed by PMSCs have been acknowledged internationally. On 17 September 2008, Switzerland and the International Committee of the Red Cross introduced the Montreux Document, followed in 2010 by the “International Code of Conduct for Private Security Service Providers.” However, these instruments are considered soft law and are therefore not legally binding upon states. As a result, they do not impose enforceable international legal responsibility upon these actors. This raises the question of how such normative gaps may be addressed under international law.

Traditionally, states—and other legal persons—constitute the primary actors of international law. Accordingly, it may be argued that both the states hiring such companies and the private security companies themselves, as legal entities, could bear international legal responsibility for the acts of their personnel. However, personnel of PMSCs should also be subject to individual accountability, particularly criminal responsibility, for violations of international humanitarian law committed independently of states. Under international criminal law, individuals bear personal criminal responsibility for serious violations of international humanitarian law and may be prosecuted before the International Criminal Court (ICC), established on 1 July 2002 under the Rome Statute. In this context, it may be argued that PMSC personnel participating in UN peacekeeping operations could be held criminally liable for human rights violations they commit.

Nevertheless, international criminal law addresses only genocide, crimes against humanity, war crimes, and the crime of aggression. In the context of UN peacekeeping operations, personnel could primarily incur liability for war crimes, which significantly limits the scope of criminal accountability. Moreover, pursuant to Article 16 of the Rome Statute, the UN Security Council possesses the authority to defer ICC investigations or prosecutions, raising concerns that individuals tasked with ensuring peace and security might evade criminal responsibility.

Accordingly, the use of PMSCs as personnel in UN peacekeeping operations challenges the traditional framework of international law. Given their increasing prominence in contemporary practice, it is essential that their responsibilities be clearly defined through binding international legal instruments applicable to states.

Keywords: United Nations, UN Peacekeeping, Private Military and Security Companies, Responsibility, International Law