Dünya’da ve Türkiye’de diyabet epidemisi ve Türkiye’de tip 2 diyabet bakımındaki sorunlar


Creative Commons License

SATMAN İ.

XVII. Ulusal Klinik Biyokimya Kongresi, Girne, Kıbrıs (Kktc), 4 - 07 Mayıs 2017, ss.36

  • Yayın Türü: Bildiri / Tam Metin Bildiri
  • Basıldığı Şehir: Girne
  • Basıldığı Ülke: Kıbrıs (Kktc)
  • Sayfa Sayıları: ss.36

Özet

XVII. Ulusal Klinik Biyokimya Kongresi, 4-7 Mayıs 2017, Acapulco Hotel, Girne, KKTC.

DÜNYA’DA VE TÜRKİYE’DE DİYABET EPİDEMİSİ VE TÜRKİYE’DE TİP 2 DİYABET BAKIMINDAKİ SORUNLAR

Prof. Dr. İlhan SATMAN

İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi,

İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı

Diabetes mellitus, mutlak veya göreceli insülin yetersizliğine bağlı olarak karbonhidrat, yağ ve protein metabolizmasındaki kronik bozukluk sonucu ortaya çıkan, tüm sistemleri ilgilendiren ve sürekli bakım gerektiren önemli bir sağlık sorunudur (1). Tüm diyabet vakalarının %90’dan fazlasını oluşturan tip 2 diyabet; nüfus artışı, yaşam beklentisinin uzaması ve yaşam tarzındaki küresel değişimler sonucunda hem gelişmiş hem de gelişmekte olan toplumlarda hızla artmaktadır.

Bulaşıcı Olmayan Hastalıklar Risk Faktörleri İşbirliği Platformu (NCD-RisC)’nun tahminlerine göre; dünyada 1980 yılında 108 milyon olan diyabetli yetişkin nüfus, 2014 yılında 422 milyona ulaşmıştır (2). Uluslararası Diyabet Federasyonu (IDF) tarafından, 2015 yılında yayınlanan 7. Diyabet Atlası’nın verilerine göre, dünya genelinde 415 milyon yetişkin (20-79 yaş) diyabetlinin yaşamakta olduğu tahmin edilmekte ve 2040 yılında bu sayının 642 milyona ulaşması beklenmektedir (3). Diyabet Atlası’nın bir önceki baskısında ise 2013 yılı itibarı ile Türkiye, Avrupa’da diyabet prevalansının en yüksek olduğu ülkedir, ayrıca diyabet nüfusunun en yoğun olduğu 3. ülke konumundadır (4).

1997-1998 yıllarında gerçekleştirilen toplum-temelli ‘Türkiye Diyabet, Hipertansiyon ve Obezite Epidemiyoloji Çalışması (TURDEP-I)’nda diyabet prevalansı %7.2 iken; 2010 yılında tekrarlanan TURDEP-II çalışmasında %13.7’ye ulaşmıştır (5,6). Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK), 2016 yılı nüfus istatistiklerine göre 80 milyona dayanan nüfusumuzun %75’i yetişkin yaşlarda olup TURDEP-II prevalans rakamlarına göre yaş ve cinsiyet standardizasyonu yapıldığında, halen 8.5 milyon diyabetli nüfusumuzun olduğu anlaşılmaktadır (7).

Türkiye’de diyabet hastalarının yaklaşık yarısı hastalıklarının farkında değildir (3,6), bu durum hastalığın, belki de komplikasyonlar geliştikten sonra, daha geç dönemde farkedilmesine yol açmaktadır. Ek olarak düzenli tedavi altında olduğunu ifade eden diyabetli hastaların %51’inde HbA1c, optimal kontrol kabul edilen %7 hedefinin üzerinde bulunmaktadır (6).

Öte yandan, diyabet hastalarının takibinde kaynakların verimli kullanılamaması, disiplinleri arası iletişim eksiklikleri, hekimin zaman kısıtlılığı, diyabet hemşiresi ve diyetisyen gibi Diyabet Bakım Ekibi’nde yer alması gereken diğer sağlık personelinin sayıca yetersiz olması, hastaların önceki klinik ve leboratuvar verilerine hızlı ve pratik erişimin sağlanamaması veya hasta uyumsuzluğu gibi nedenlerle ciddi sorunlar yaşanabilmektedir. Geç tanı alan, uygun şekilde tedavi görmeyen ve iyi takip edilmeyen diyabet; tüm vücutta neden olduğu mikro ve makrovasküler değişikliklerle göz, böbrek, sinir ve damar komplikasyonlarına yol açabilir. Komplikasyonlar tedavi maliyetlerini artırır, yaşam kalitesini düşürür ve yaşam beklentisini kısaltır (3).

Son yıllarda uluslararası ve ulusal otoriteler tarafından oluşturulan ve düzenli aralıklarda güncellenen ‘Diyabet Tanı, İzlem ve Tedavi Rehberleri’, diyabet tanısındaki gecikmeleri önlemek, hastalığı erken dönemde ve güncel gelişmelere uygun tedavi etmek, komplikasyon riskini azaltmak, hastaları eğiterek tedaviye uyumlarını artırmak ve bakım-tedavi maliyetlerini düşürmek suretiyle hekimlere yol göstermektedir (8-10). Ancak günlük pratikteki zaman ve ekip kısıtlılıkları nedeniyle kılavuz önerilerini uygulamak her zaman mümkün olamamaktadır. Aslında iletişim teknolojilerinde kaydedilen yeni gelişmeler yardımı ile geliştirilen çeşitli elektronik takip uygulamaları bu zorlukların üstesinden gelmede yararlı olabilmektedir (1). Türkiye’de üniversite-sanayi işbirliği ile gerçekleştirilen ‘Tele-Diyabet’ pilot çalışması, elektronik takiple daha iyi bir glisemik kontrol sağlanabileceğini ve bunun sürdürülebileceğini ortaya koymuştur (11).

Ülke olarak, sağlık bütçemizin yaklaşık dörtte birini diyabet hastalarının tedavisi ve komplikasyonlarına ayırmaktayız. Yakın zamanda yapılan çok merkezli gözlemsel bir çalışmada, Türkiye’de uzman hekimlerin tanı-tedavi kılavuzlarındaki önerileri çoğu kez uygulamadıklarını ortaya koymuş ve tanıdan itibaren ortalama 8.5 yıl süreyle uzman hekimler tarafından izlenen tip 2 diyabet hastalarının %60’ında en az bir komplikasyonun geliştiği bildirilmiştir (12).

Ülkemizde diyabet hastalarının tanı, izlem ve tedavisi için geliştirilen ortak bir veri tabanının bulunmaması, hastaların takip edildikleri kurum dışında başka bir merkezde takiplerini olanaksız kılmakta, hastaların farklı merkezlere başvurması durumunda önceki verilerine ulaşılamaması nedeniyle çoğu kez gerekmediği halde tetkiklerinin yeniden istenmesine, tedavi hatalarına, önemli zaman kaybı ve maliyet artışlarına  neden olmaktadır. Son yıllarda diyabet tedavisinde kaydedilen dinamik gelişmeler; hekimlerin tedavi seçiminde güncel bilgi donanımlarının yetersiz olmasına ve hastaya uygun rasyonel tedavi seçiminde zorlanmalarına yol açmakta; üstüne üstlük bir hastaya ayırabildikleri zamanın da kısıtlı olması nedeniyle hastaya kayıtsız kalmalarına (klinik inertia) ve kimi zaman da tıbbi hatalara neden olabilmektedir. Ayrıca hastaların çoğu, sağlık durumları hakkında yeterli bilgiye sahip değildir. Oysa hastanın bakım ve tedavi sürecine ortak edilememesi, tedaviye uyumlarını daha da azaltmaktadır.

Sonuç olarak diyabetin kronik ve ilerleyici tabiatı nedeniyle hastaların erken dönemden itibaren hastalığın her evresinde yakından ve ekip yaklaşımı içinde izlenmesi, güncel standartlarda tedavi edilmesi, klinik ve laboratuvar verilerinin kayıt altına alınması, bu verilerin erişime açık olması, disiplinler arası bilgi paylaşımı ve analiz edilmiş verilere dayanan entegre bir sistem geliştirilmesi; iletişim sorunlarından kaynaklanan zaman kaybını ve tıbbi hataları azaltacağı gibi, takip ve tedavi protokollerinin güncellenmesine de ışık tutabilir.

 

Kaynaklar

1) İmamoğlu Ş, Satman İ, Akalın S ve ark. (Ed). Geçmişten Geleceğe Diabetes Mellitus. Bayt, 2015, Ankara.

2) NCD-RisC. Lancet 2016; 387 (10027): 1513-30.

3) IDF Diabetes Atlas. 7th Ed. Bruxelles, 2015.

4) IDF Diabetes Atlas. 6th Ed. Bruxelles, 2013.

5) Satman I, Yilmaz T, Sengül A, et al. Diabetes Care 2002; 25: 1551-6.

6) Satman I, Omer B, Tutuncu Y, et al. Eur J Epidemiol 2013; 28: 169-80.

7). ADNKS Sonuçları 2016. Erişim: www.tuik.gov.tr/jsp/duyuru/adnks/adnksIndex.html.

8). ADA. Standards of medical care in diabetes-2017. Diabetes Care 2017; 40 (Suppl. 1): S99-S104.

9). Garber AJ, Abrahamson MJ, Barzilay JI, et al. Consensus Statement by the AACE and ACE on the Comprehensive Type 2 Diabetes Management Algorithm-2016. Endocr Pract 2016; 22: 84-113.

10). Satman İ, İmamoğlu Ş, Yılmaz C ve ark. (Ed). TEMD Diabetes Mellitus ve Komplikasyonlarının Tanı, Tedavi ve İzlem Klavuzu-2016. 8. Baskı, Bayt, Ankara, 2016.

11). Satman I, Bagdemir E, Turker F, et al. 17th ECE, 16-20 May 2015, Dublin, Endocrine Abstracts 2015; 37: EP-470.

12) Satman I, Imamoglu S, Yilmaz C, et al. Diabetes Res Clin Pract 2012; 98: 75-82.

Not: Bu yayında sunulan verilerin bir kısmı İÜ BAP tarafından desteklenmiş 46368 no’lu proje kapsamındadır.