Marksizm ve Uluslararası Politik Teoride Dönüşümler


ERKEM GÜLBOY G. P. , BİLGİNAYTAÇ G.

Bilim Üzerine Marksist Tartışmalar Sempozyumu, İzmir, Turkey, pp.1-18

  • Publication Type: Conference Paper / Summary Text
  • City: İzmir
  • Country: Turkey
  • Page Numbers: pp.1-18

Abstract

 

International or state relations have been under discussion since the time of Tuchydides, but the first international chair in a university was established in 1918 in Wales. The real development in the discipline occurred after the 2.World War. It can be argued that due to the world structures during its establishment and afterwards, especially due to the bipolar system, the discipline has been developed under Anglo-Saxon influence. The first dominant theories in the discipline, have been liberalism, which was influential from 18th century on as a political theory, and realism which started to show its influence after the 2.World War. Even though these two theories of the discipline look adversary in the beginning, with their state centered approach, acceptance of the system as an anarchical entity and putting importance on security, they are vastly similar. Realism has carried the claim of being the main theory of the discipline during the Cold War, as a theory which produced the ideologies and legitimized the politics of one pole. Besides state and security centered approaches in 1960’s, sociological approaches and class based analysis started to take part in the discipline. International relations discipline began to exploit Marxist approach through the introduction of new theories and approaches such as constructivism, dependency school or critical theory. As opposed to accepting the state as the only actor of international relations as the rational choice theories does, it started to be discussed that other actors such as the individual, nongovernmental organizations, companies, international or intergovernmental organizations, have also influence upon international relations. Capitalism’s concept of exploitation among classes has been transformed into interstate relations, particularly through globalization theories and North-South relations. With this new era, international relations start to discuss the subjects of Marxism such as emancipation of the human, alienation or exploitation. Class based analysis in Marxism is reflected as a societal and structural perspective into international relations. As opposed to having state and security as the focus of analysis in the mainstream theories of international relations, dynamics of societal change is in the focus of analysis in theories under Marxist influence. Particularly emancipation and alienation concepts have been influential in constructivist and critical theories of international relations. Besides, first the Frankfurt School and then critical theory used these concepts of Marxism and the historical bloc and hegemony concepts of Gramsci. At that point, works of Robert Cox had been particularly influential with regards to criticizing the problem solving approaches. Implementing emancipation concept into security studies by Booth and Jones is also an important example for the influence of Marxism in the discipline. Considering all of these, it can be seen that Marxism has contributed to the discipline considerably. Starting from the Frankfurt School, critical theorists, particularly Cox, Jones and Booth, developed new approaches and created new expansions in international relations using the concepts of Marxism.  

 

Tuchydides’ten beri devletlerarasındaki ilişkiler tartışılsa da, uluslararası ilişkiler alanında ilk kürsü 1918’de İskoçya’da kurulmuş, disiplinin esas gelişimi ise 2.Dünya Savaşı sonrası olmuştur. Kuruluşu ve sonrasında Dünyadaki iki kutuplu sistemin etkisiyle, disiplinin Anglo-Sakson etkisinde geliştiği iddia edilebilir. ilk dönem hakim olan teoriler, 18.yüzyıldan beri siyaset teorisi olarak etkisini gösteren liberalizm ile 2.Dünya Savaşı sonundan itibaren etkisini göstermeye başlayan realizm olmuştur. Bu iki teori birbirine rakip gibi görülse de, aslında devlet temelli bakış açıları, sistemin yapısını anarşik olarak kabulleri ve güvenliğe verdikleri önem ile oldukça benzerdirler. Realizm, Soğuk Savaş dönemi boyunca bir kutbun ideolojilerini üreten ve politikalarını meşrulaştıran bir yaklaşım olarak uluslararası ilişkilerde de hakim alan olma iddiası taşır. 1960’larla birlikte devlet ve güvenlik temelli bakış açısı yerine sosyolojik bakış açısı ve sınıf temelli analizlerin de alana girmeye başladığı görülür. İnşacılık, bağımlılık okulu, eleştirel teori gibi yaklaşımlarla uluslararası ilişkiler disiplini Marksizmin yaklaşımlarından yararlanmaya başlar. Tek aktör olarak devleti ele alan rasyonel seçim yaklaşımlarının tersine uluslararası örgütlerden bireylere kadar farklı aktörlerin de uluslararası ilişkilere etkisi olduğu tartışmalara girer. Kapitalizmin sınıflar arası sömürü ilişkisinin devletlerarasında da var olduğu özellikle küreselleşme ve kuzey-güney ilişkileri bağlamında ele alınır. Bu yeni dönemle birlikte uluslararası ilişkilerde insanlığın özgürleşmesi, yabancılaşma, sömürgeciliğin yeni halleri gibi Marksist literatürün kavramları, uluslararası ilişkilerin düşünsel gündemine taşınır. Marksizmdeki sınıfsal temelli analiz, uluslararası ilişkilerin dinamiğine toplumsal yapıların ışığında bakılması olarak yansır. Ana akım teorilerdeki devlet ve güvenlikçi analizden farklı olarak, Marksizmden etkilenen teorilerde toplumsal değişimin dinamiği analizin odak noktasındadır. Özellikle Marks’ın yabancılaşma ve özgürleşme kavramları uluslararası ilişkilerin yapısalcı ve eleştiriler teorileri içinde etkili olmuştur. Ayrıca Frankfurt Okulu ve sonrasında Eleştirel Teori Marksizmin bu kavramlarından ve Gramsci’nin tarihsel blok ve hegemonya kavramlarından yararlanmıştır. Bu noktada özellikle Robert Cox’un çalışmaları, problem çözümü yaklaşımlarının eleştirisi açısından önemlidir.  Booth ve Jones’un özgürleşme kavramını güvenlik çalışmaları kapsamında kullanması da Marksizmin katkısı açısından önemli örneklerdir. Tüm bu gelişmeler göz önünde bulundurulduğunda, Marksizmin alana ciddi bir katkısı olduğu görülebilir. Frankfurt Okulundan başlayarak, eleştirel teorinin çeşitli yazarları, özellikle Cox, Jones ve Booth’un Marksizmin önemli kavramlarını kullanarak uluslararası ilişkilere dair yaklaşımlar geliştirmişler ve disiplinde yeni açılımlar sağlamışlardır.