Laparoskopik cerrahide hiperkapni ve asidoz dakika ventilasyonunu arttırmayı gerektirir mi?
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: İstanbul Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, İstanbul Tıp Fakültesi Bölümü, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 1998
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: İLHAN DALYANCI
Asıl Danışman (Eş Danışmanlı Tezler İçin): Kamil Mehmet TUĞRUL, Lütfü TELCİ
Özet:ÖZET Çalışmamızda laparoskopik cerrahi sırasında rutinde uyguladığımız 12/dk solunum frekansı ve 10 ml/kg tidal volüm ile sabit dakika hacmiyle (DH) ventile edilen hastalarda batı içi C02 insuflasyonuna bağlı artan C02 yükünün asit-baz dengesi ve PETCO2 üzerine etkilerini ve neticede bu artmış CO2 yüküne gerçekten müdahale etmenin gerekip gerekmediğini incelemeyi amaçladık. Ayrıca laparoskopik cerrahi sırasında CO2 insuflasyonuna bağlı artan batın içi basıncının ventilasyon ve hemodinami parametreleri üzerine etkilerini araştırdık. Çalışmamıza jinekolojik nedenlerle laparoskopik yöntemle öpere olacak hastalar arasından rasgele seçilen 25 hasta çalışmaya dahil edildi. Preoperatif yapılan değerlendirme sonucu obez, sigara içicisi olan,solunum yolu patalojisi bulunan ve ASA I-II dışında değerlendirilen hastalar çalışma dışı bırakıldı. Hastalardan indüksiyon öncesi ve sonrası, insuflasyondan sonra 5. ve 20. dk ve sonrasında 20 dk arayla ve desuflasyondan sonra aynı ventilasyon koşullarında 5. ve 10. dk'da kan örneği alınarak kan gazı parametrelerine ve elektrolitlere bakıldı ve aynı zamanda TV, hava yolu basınçları, kalp atım hızı (KAH), ortalama kan basıncı (OKB) ve PetC02 değerleri kaydedildi. Batın içi C02 insuflasyonuyla birlikte hastalar 25-30° Trendelenburg pozisyonuna getirilerek insuflasyon süresince tüm ölçümler bu pozisyonda gerçekleştirildi. Batın içi C02 insuflasyonu ve Trendelenburg pozisyonu ile birlikte hava yolu basınçlarında (Ppeak, Pmean, Ppause) anlamlı yükselmeler görüldü. İnsuflasyon sonrası 5. dk değerleri indüksiyon sonrası ile karşılaştırıldığında sırasıyla % 41.2, % 35.6 ve %71.5 oranında artış saptandı. Toraksın dinamik kompliyansında ise % 39. 8 'e varan azalma hesaplandı. Buna rağmen hastalar sabit DH ile ventile edildikleri için insuflasyon süresince hava yolu basınçlarında görülen artış tehlikeli boyutlara ulaşmadı. Batın içi C02 insuflasyonuyla birlikte peritonun gerilmesine bağlı vagal uyarının artması nedeniyle KAH'ında düşüş görülmesine rağmen hastaların hiçbirinde bradikardi veya ritim bozukluğu görülmedi.İnsuflasyonla birlikte hastalarda PaC02'nin artmasına bağlı giderek artan bir respiratuvar asidoz geliştiğini gördük. DH'ni sabit tutmamıza rağmen pH ve PaC02'de maksimum değerlerin görüldüğü 80. dk'da bile müdahele etmeyi gerektiren değerlere ulaşılmadı. Bu çalışma sırasında elde ettiğimiz PETC02'de görülen artışlar PaC02'de görülen artışlarla paralellik göstermedi. Arteryo-end tidal parsiyel CO2 basınç farkının (Pa-ETC02) giderek arttığı görüldü. Özellikle bir saatten sonra Pa-ETC02'deki artışın önemli düzeylere ulaşması nedeniyle 60 dk'dan uzun süren batın içi C02 insuflasyonlannda arteryel kan gazı örneği alınarak PaC02 ve pH'm kontrol edilmesi gerektiği sonucuna varıldı. Biz, bu çalışmadan elde ettiğimiz veriler ışığında, laparoskopik cerrahi operasyonları sırasında hastaların iyi monitörizasyonu ve iyi İzlenmesi sonucu rutinde uyguladığımız ventilasyon parametrelerinde (TV: 10 ml/kg, solunum frekansı: 12/dk) yeterli ventilasyonun sağlandığını düşünmekteyiz.