Modern Düşüncede İnsan Hakları ve Öteki Problemi


Tezin Türü: Yüksek Lisans

Tezin Yürütüldüğü Kurum: İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Edebiyat Fakültesi Bölümü, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2023

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: SAREN KARABIYIKLI

Danışman: Nedim Yıldız

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

İnsan hakları, öznesinin insan olması bakımından yüzlerce yıldır tartışılan bir kavram olarak varlığını sürdürmüş ve günümüz düşünce dünyasını şekillendirerek belirleyebilme özelliğini kendi içinde taşımıştır. İnsan hakları, insanın sahip olduğu 'hak' kavramına yapmış olduğu vurgu bakımından Antik Çağ'dan günümüze kadar farklı düşünceler içinde ele alınarak tartışmalara konu olmuştur. Özellikle 'doğal hak' kavramının ele alınması ile birlikte insanların doğuştan sahip oldukları hakların mutlaklığı, bu tartışmaları şekillendiren ana etken niteliğindedir. Bu durumda da mutlaklığın korunmasına yönelik yapılan çalışmalarla insanların doğuştan sahip olduğu hakların her koşulda korunması sağlanmaya çalışılmıştır. On üçüncü yüzyıldan yirmi birinci yüzyıla kadar uzanan tarihsel süreç içerisinde insan haklarına yönelik onlarca antlaşma yapılmış ve bildiri yayınlanmış olsa da özellikle yirminci yüzyılda meydana gelen dünya savaşlarıyla birlikte Antik Çağ'dan itibaren şekillenerek Aydınlanma Dönemi'nde doruk noktasına ulaşan insan hakları teması özellikle iki dünya savaşı döneminde ve sonrasında görelik, ulus devlet, yurttaşlık, öteki ve şiddet temaları etrafında şekillenmiştir. Giriş ve üç ana bölümden oluşan bu çalışmanın ilk bölümünde Aydınlanma Dönemi'ndeki üç filozofun insan haklarına yönelik düşüncelerine yer verilmiştir. Bu filozoflar John Locke, Jean-Jacques Rousseau ve Immanuel Kant'tır. Bahsedilen filozofların konu edinilmesi ile amaçlanan şey modern düşüncenin oluşumunu doğuran Aydınlanma Dönemi düşüncesinde insan haklarının ne türden belirlenimler doğrultusunda temellendirildiğinin gösterilmesidir. Bu nedenle John Locke'ta en başta eşitlik, özgürlük ve mülkiyet gibi temel insan haklarının hangi bağlamlar ile ele alındığı gösterilecektir. Jean-Jacques Rousseau'da negatif bir anlam taşıyan Aydınlanma Dönemi düşüncesinin insan haklarındaki rolü vurgulanarak siyasal toplumda insan ve hakların konumu sorgulanacaktır. Diğer yandan Immanuel Kant'ın insan haklarına dair düşüncelerinin 'doğanın amacı' doğrultusunda konu edilerek onların evrensel olduğuna dair çıkarımına yer verilecektir. Çalışmanın ikinci bölümünde Aydınlanma Dönemi'nin kendisinden doğan modern düşüncenin ne olduğu, insan haklarının evrenselliğine yapılan vurgu ile birlikte ele alınacaktır. Bu anlamda, modern düşüncenin gelişimi içerisinde insan haklarına dair en temel belirlenim olan modern siyasal iktidarın 'insan hakları' kavramına yönelik tutumu sorgulanarak 'öteki' olanın konumuna yer açılacaktır. Bahsedilen doğrultuda şiddet konusuna da değinilecektir. Bu anlamda ötekine karşı şiddet, modern siyasal iktidarın insan hakları konusundaki en yıkıcı araçlarından biri olarak konumlandırılacaktır. Modern siyasal iktidarın ve onun aracı olan şiddetin eleştirisi, bizzat bu yıkıcılığı yaşamış Hannah Arendt'in düşüncelerinden hareketle yapılacaktır. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise esas olarak Hannah Arendt'in insan haklarına ve 'öteki'ne dair düşünceleri yer almaktadır. Bu bölümde Birinci Dünya Savaşı ile birlikte ülkelerini terk eden milyonlarca insanın devletsiz kalmasıyla ortaya çıkan yurttaşlık ve hak ilişkisinin tartışılmasına yer verilerek bu ilişkiden doğan 'öteki' olanın konumu ulus-devlet bağlamında sorgulanacaktır. Ötekinin bu konumu, Aydınlanma Dönemi düşünürlerinde ortaya koyulan insan haklarının evrenselliğine dair düşünce ile çelişki içinde olduğundan insan haklarının Hannah Arendt'te soyut bir ideal olarak görünüm kazanması temellendirilmeye çalışılacaktır. Bu görünümün altında yatan nedenin gösterilmesi bakımından Arendt'in Adolf Eichmann'ın yargılanmasına yönelik düşünceleri de 'kötülüğün sıradanlığı' üzerinden değerlendirilecektir. Son olarak, ulus-devlet üzerinden gerçekleşen yurttaşlık ve hak ilişkisinin geldiği nokta, Aydınlanma Dönemi düşüncesinin insan haklarına dair mutlaklığının yıkıldığı nokta olarak görünüm kazanmasıyla birlikte, bu yıkımın en temelden gerçekleştiği somut yerler olarak toplama ve ölüm kamplarının neliği ortaya konulmaya çalışılacaktır. Anahtar Kelimeler: İnsan Hakları, Aydınlanma Dönemi Düşüncesi, Modern Düşünce, Şiddet, Modern Siyasal İktidar, Ulus-Devlet, Hannah Arendt, Öteki