TİROİD PAPİLLER KARSİNOMUNDA PROFİLAKTİK SANTRAL BOYUN DİSEKSİYONUN NÜKS ÜZERİNE ETKİSİ


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi, Cerrahi Tıp Bilimleri Bölümü, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2022

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: NIYAZ SHADMANOV

Asıl Danışman (Eş Danışmanlı Tezler İçin): Fatih Tunca

Eş Danışman: Ahmet Yalın İşcan

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Giriş: Papiller tiroid kanseri (PTK) tüm tiroid kanserlerinin yaklaşık %90 kadarını oluşturur (1). Cerrahi tedavi sonrası prognozun olumlu olmasına ve 10 yıllık sağkalım oranı %90'ı geçmesine rağmen bölgesel lenf nodlarına yayılımı vakaların %80'ine kadarında meydana gelmektedir (2-3). Lenf nodu metastazı PTK'da hastalığın rekürrensi, morbidite ve mortaliteyi artıran en önemli faktördür (4-5). Boyunda en sık lenf nodu metastazı yaptığı bölge %20-50 oranında santral kompartmandır (6). Klinik olarak santral bölge lenf nodu tutulumu olan hastalarda tedavi santral boyun diseksiyonudur. Servikal lenf nodu metastazı olmayan (cN0) hastalarda profilaktik ipsilateral santral boyun diseksiyonu (pSBD) yapılması konusunda ise literatürde ve güncel kılavuzlarda farklı görüşler mevcuttur (7). Bu çalışmada İstanbul Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Endokrin Cerrahi Bölümünde PTK tanısı ile cerrahi uygulanmış hastalarda pSBD hastalığın seyri üzerine etkisi araştırıldı. Gereç ve Yöntem: İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi Anabilim Dalı, Endokrin Cerrahi Servisinde Ocak 2010 ile Aralık 2020 tarihleri arasında PTK hasta dosyaları geriye dönük olarak tarandı. Çalışmaya tümör çapı 1-4 cm arasında, lenf nodu metastazı olmayan ve birincil cerrahi olarak total tiroidektomi yapılan 718 hasta dahil edildi. Hastalar pSBD'u yapılan (Grup 1) ve yapılmayan (Grup 2) olarak iki gruba ayrıldı. Grup 1 ve Grup 2 sırasıyla 274 (%38,2) ve 444 (%61.8) hastadan oluşmaktaydı. Demografik özellikler, tümör histopatolojisi (cerrahi sınır, tümörün bulunduğu lob ve lobdaki lokalizasyonu, tümörün fokalitesi, lenfovasküler invazyon, ekstrakapsüler yayılım) ve santral lenf nodu metastazı, RAI tedavisi, lokal nüks ve tedaviye yanıt iki grup arasında karşılaştırıldı. Bulgular: Demografik özelliklerin açısından iki grup arasında farklılık görülmedi. Tümör boyutu her iki grupta da benzerdi (16,1±10,4 mm ve 15,4±12,5 mm, p=0,4). Agresif histopatolojik alt tipler Grup 1'de Grup 2'ye göre daha sıktı (%7,2 ve %3,8, p=0.03). Postoperatif sTg değerleri her iki grupta da benzerdi (7,5±57,5 ve 6,7±31,6, p=0,1). Lokal nüks oranları arasında fark görülmedi (%0,018'e karşı %40,01, p=0,2). Adjuvan RAI oranı grup 1'de grup 2 ile karşılaştırıldığında anlamlı olarak daha yüksekti (263 (74%) ve 259 (58%), p=0,001). Grup 1'de 79(%28) hasta santral LN metastazı görüldü. Grup 2'de 7(%0,1) tesadüfi santral LN metastazı tespit edildi. Tedaviye tam yanıt, ikisi arasında önemli bir fark göstermedi (%95,6'ya ve %96,3). Tartışma: Papiller tiroid kanserinde lenf nodu metastazının %80 oranlarına kadar görülür ve lokal nüks ve sağkalım açısından belirleyici ana faktördür. Preoperatif dönemde tespit edilmesindeki güçlükler profilaktik lenf nodu diseksiyonunu gündeme getirmektedir. Literatürlerde tiroidektomi ameliyatı zamanı pSBD'nun gerekliliğini gösteren çalışmalar mevcuttur. Ancak çalışmamızda ipsilateral pSBD'nun nüks üzerine etkisi saptanmadı. Diseksiyon sonrası geçici hipoparatiroidizm daha yüksek görülsede, kalıcı hipoparatiroidizm ve rekürren sinir yaralanması açısından fark görülmedi. Birçok çalışmada fikir ayrılığı ve farklı sonuçların olması klinik olarak lenf nodu metastazı olmayan PTK'lı hastalarda pSBD'nin klinik faydasının olması sonsuz bir tartışma konusu olmaya devam etmektedir. Sonuç: Klinik olarak N0 PTK hastalarında ipsilateral pSBD'nin tedaviye tam yanıt ve lokal nüks oranları üzerinde herhangi bir etkisi saptanmadı, fakat saptadığımız bulgular artmış RAİ tedavisi oranları ile sonuçlandı.