Suriyeli göçmenlerde ümmet algısı: İstanbul örneği
Tezin Türü: Yüksek Lisans
Tezin Yürütüldüğü Kurum: İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İlahiyat Fakültesi Bölümü, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2024
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: HÜLYA ŞEKERCİ
Danışman: Birsen Banu Okutan
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Ulusal sınır, sadece coğrafyaları ayırmaz, orada yaşayanların zihinsel sınırlarını da belirler. Modern dünyada hak ve sorumlulukları ulusal sınırlarla belirlenmiş "yurttaş", öteki sayılan "mülteci"yi nasıl konumlandıracağı konusunda tutarsızdır. Mülteci, haklarından mahrum kalmış bir insan mıdır yoksa ulus sınırını ihlal eden bir tehdit mi? Bu çalışma, din sosyolojisi çerçevesinde sınır, mekân, ulus, küreselleşme, ümmet gibi yapısal unsurlara odaklanırken ümmet bilincinin modern denklem içindeki işlevini Suriyeli mülteciler üzerinden saha çalışmasıyla analiz etmeyi amaçlamıştır. Tezin üzerine bina edildiği "hayali cemaat" kavramı Benedict Anderson'dan ödünç alınmıştır. Hem ulus devlet hem de ümmet olgusunu anlamak için işlevsel olduğu değerlendirilen bu kavram, araştırmanın paradigmasına uyum sağlamıştır. Hayali cemaat bağlamında "ümmet" ile karşılaştırıldığında, "ulus"un teritoryal yapısı nedeniyle sınırlı bir kimlik sunduğu görülmektedir. Ümmet bilincinin ise bağlılarına; sınır, bayrak gibi modern değerleri hatta dil gibi doğal farklılıkları zihinsel olarak aşan ve sınırları yeryüzüyle özdeş -bir anlamda sınırsız- bir cemaat hayali sağlayabildiği görülmektedir. Yapılan saha çalışmasında, zorunlu göçle Türkiye'ye gelmiş ümmet bilincine sahip dindar Suriyeli katılımcılar , özellikle Ortadoğu'da çizilen sınırların bir "icat" olduğunu söylemişler, Osmanlı geçmişini sahiplenerek kendi ülkelerindeki resmî söylemi eleştirmişlerdir. Ayrıca, yerel halka uyum sağlamakta zorlanmamışlar, karşı karşıya kaldıkları ötekileştirmenin ise Suriyeli olmalarından çok dine olan bağlılıklarından kaynaklandığını ifade etmişlerdir. Bu ümmet temelli bakış, onların farklı dille iletişim kurmakta zorlansalar da ezan sesi, teravih namazları gibi ritüellerin ortak paydasında kendilerini "evde" hissetmelerini sağlamıştır. İslam'ın, etnik köken gibi verili olanı aşan inanç odaklı ümmet anlayışının, ulus devletin teritoryal merkezli zihinsel kodlarını aşma potansiyeli taşıdığı görülmüştür.