Medya ve Siyaset Bağlamında Türkiye'de İslam Referanslı Muhafazakar Siyasal Kitlenin Medyayı Dönüştürme Politikaları


Tezin Türü: Doktora

Tezin Yürütüldüğü Kurum: İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İletişim Fakültesi Bölümü, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2022

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: Kürşad Erkal

Danışman: Güven Necati Büyükbaykal

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Türk basını, evrensel basın ilkelerinden uzak, siyasal bir karakter kazanarak kurumsallaşmıştır ve bu kurumsallaşmada devlete bağımlılık ontolojik esas haline gelmiştir. Dolayısıyla toplumdan ziyade devlette yaşanan ideolojik dönüşümler paralelinde basın/medya alanı da dönüşüme dahil olmuştur. Bu bağlamda üç dönem göze çarpmaktadır. Birincisi Osmanlı dönemi modernleşmesi üzerinden biçimlenen basın rejimidir. Bu süreçte toplumsal bir dönüşüm ve talep söz konusu değildir. İmparatorluk bilincinin gerilemeye karşı reaksiyonlarının bir parçasıdır. Bir başka ifadeyle, dar bir elit kadro elinde şekillenen ve yine o dar elit kadronun düşünsel farklılaşmaları, çelişkileri doğrultusunda biçimlenen bir basın düzeni söz konusudur. Basın araçlarını, basının etki gücünü bilen, kullanan kadroların gazetecilik genleri mi yoksa siyasi genleri mi daha baskın olduğu tartışmalı bir konudur. Basın açısından ikinci köklü biçimlenme Cumhuriyet'in ilanı ile yaşanmaya başlamıştır. Çünkü devletin ideolojisinde, geçmişten arınmayı esas alan bir dönüşüm yaşanmıştır. Tıpkı sarayın modernleşme iradesinde olduğu gibi Cumhuriyet'in kurucu kadroları da basını politikalarının önemli bir aracı olarak konumlandırmışlardır. Hedeflenen politikalar sadece siyasi kadroların siyaseti ve selametini değil, devletin ve toplumun ana karakterini, bir anlamda kimliğini dönüştürmeyi hedeflediği için de biçimlendirme müdahaleleri, sert, organize ve kalıcı bir şekilde gerçekleştirilmiştir. Cumhuriyet'in kuruluş ilkeleri basının da temel ilkeleri haline gelmiştir. Bu nedenledir ki darbe dönemlerinde basın, demokratik kültürü değil otoriter de olsa kurucu ideolojiyi savunur bir pozisyon almıştır. Osmanlı modernleşmesi Batılı bir yenileşmeyi esas alsa da din ötekileştirilmemiş, aksine meşrulaştırıcı bir araç olarak kullanılmaya çalışılmıştır. Fakat Cumhuriyet'in ideolojik kodları oluşturulurken bu tercihten tümüyle vazgeçilmiştir. Din, önce kamusal daha sonra da toplumsal alandan arındırılması gereken bir öteki olarak konumlandırılmıştır. Basın da bu kodlama üzerinden biçimlendirilmiş, Cumhuriyet'in laik ideolojisinin sesi, dili ve uygun vatandaş tipinin eğiticisi konumuna yerleştirilmiştir. İslami çevre de irtica kavramsallaştırmasıyla denetim altına alınmıştır. Cumhuriyet'in kuruluş ideolojisinin dini olana karşı takındığı katı tutum, sadece İslami çevrelerde değil, toplumsal tabanda da reaksiyoner bir bilinci doğurmuştur. Bu bilinç sayesinde İslami çevre kendisini var edecek, geliştirecek bir yaşam alanı oluşturmayı başarmıştır. 1950'lere kadar kendisini unutturan 1970'lere kadar fırsatları, boşlukları kullanarak düşünsel zeminini, insan kaynaklarını inşa eden İslami çevre, 1990'lı yılların ortalarına kadar da sivil toplum, sermaye ve medya alanlarında kurumsallaşma pratiklerini büyük oranda tamamlamıştır. 1995 genel seçimlerinde RP'nin birinci parti olmasıyla güçlü bir iktidar alternatifi olmayı başaran çevre, aynı zamanda laik ideolojik çevrelerin ölümcül tehdit algısını harekete geçirmiştir. Sonuç olarak İslami çevre, 28 Şubat postmodern darbe süreciyle kamusal ve sivil toplumsal alandan tasfiye edilmeye çalışılmıştır. Süreçte medyanın takındığı tavır, oynadığı rol en çok tartışılan konulardan birisi olmuştur. 28 Şubat süreci ile büyük bir darbe almasına, kendi içerisinde bölünmesine rağmen İslami çevre, AK Parti çatısı altında yeniden iktidar alternatifi haline gelmiş, 2002 genel seçimlerinde de tek başına iktidar olmayı başarmıştır. İktidar olarak AK Parti, başlarda sistemle, medyayla çatışma içerisine girilmemiş, ana akım medyanın denetiminde ekonomik alanlara odaklanılmıştır. Ancak 2007'deki Cumhurbaşkanlığı seçimleri sistemle İslami çevrenin yeniden karşı karşıya gelmesine neden olmuştur. Bu defa geri adım atılmamış, sistemle mücadele stratejisi benimsenmiştir. Mücadelenin sonunda laik ideolojik çevreler gerilerken, AK Parti iktidarı ile her alanı etkileyen büyük bir dönüşüm yaşanmıştır. En önemli ve kapsamlı dönüşüm ise medya alanında gözlenmiştir. Bir başka ifadeyle, devletin ideolojik zemininde yaşanan değişim aynıyla medyaya da yansımış, ilk iki biçimlenmeye benzer şekilde medya, ideolojik, içerik, sermaye ve kadro olarak dönüşüme uğramıştır. Bu bağlamda araştırmamız, AK Parti iktidarı sonrasında yaşanan medyadaki bu dönüşüme odaklanmış ve derinlemesine röportaj tekniği ile uygulanan politikalar incelenmeye çalışılmıştır.