İbnü'l-Mutahhar Hillî'nin Varlık Görüşü


Tezin Türü: Doktora

Tezin Yürütüldüğü Kurum: İstanbul Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Felsefe Ve Din Bilimleri Bölüm, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2025

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: Humay Usubbaylı

Danışman: Ömer Mahir Alper

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Varlık kavramı; kuşatıcı, bedîhî ve bütün mevcûdâtın temelini oluşturan en genel kavramdır. İnsan zihni, sorgulama ve soyutlama eylemini ilk olarak genel varlık (vücûd-i âm) kavramı üzerinden harekete geçirmiştir. Çünkü mahsûsâtın ve ma'lûmâtın bütün yönleriyle bilgisini, kendisinde cemetmiş olan genel varlık kavramını herhangi bir şekilde tanımlamak imkânsızdır ve bu yönüyle o, onu ifade edebilecek bütün kelimelerden daha açıktır. Genel varlığın bu yönünü ilksel olarak bilen insan nefsi, onun kapsayıcılığından hareketle kendisinden zerre kopararak belirli bir tarzda mevcûd olan özel varlık alanını sorgulamaya yönelir. Mevcut olmak bakımından mevcut kavramının, en yüce ilim olan metafizik ilminin konusu olduğunu vurgulayan İslâm düşüncesinin önde gelen filozoflarından İbn Sînâ (v. 428/1037) bu teşebbüsü ile varlık kavramını sistematik bir şekilde düşünce tarihimizin aklî mertebedeki meselelerini çözmede, merkezi bir yerde konumlandırmıştır. Biz bu tezde, İslâm düşüncesinde şerh ve hâşiye döneminde şârih ve muhaşşî ismiyle adından sıkça söz ettiren İbnü'l-Mutahhar Hillî'nin (v.726/1325) varlık görüşünü umûr-i âmme bağlamından hareketle kavramsal ve zaman zaman da problematik düzeyde inceledik. Varlık kavramının tanımı, varlığın tanımlanması sorunu, varlığın müşterekliği konusu çerçevesinde, onun lafzî ve manevî müşterekliği, varlık tarzlarına konu olan; hâricî varlık, zihnî varlık, nefsü'l-emr varlık, aklın itibari gereği genel varlığı zihinde yüklemler olarak atfedilmesinden ortaya çıkan; zorunlu varlık, mümkün varlık ve varlık anlamını hiçbir şekilde hak etmeyen imkânsız kavramı çerçevelerinde ele aldık. Akabinde de varlığın zıddı olarak tanımlanan yokluk kavramına dair meselelerden olan; yokluğun ikinci akledilir olması, yokluğun tasavvurunun imkânı, yokların ayrışması meseleleri ile beraber özel varlık kavramını anlamlandırmak bağlamında ortaya çıkan mâhiyet öğretisini varlık ilişkisi bağlamında değerlendirdik. Haddizatında mâhiyet kavramı, mâhiyetin İslâm düşüncesi tarihindeki alımlama evreleri ve Hillî'nin bu bağlamdaki görüşleri, yine mâhiyet öğretisine dair meselelerle ilişkilendirilmiş olan ma'dûmun şeyliği meselesi, bu sorunun bir alt başlığı olarak incelenen hâl teorisi ile beraber hiyerarşik düzeyde varlık mertebesinde konumlanan zorunlu varlığın ve mümkün varlığın mâhiyetle olan ilişkisinin incelenmesinin yanı sıra, yaratılmaya konu olan mâhiyetin mec'ûliyeti, arazlardan ayrışması ve mâhiyetin teşahhusu konusunda detaylı olarak ele aldık. Son olarak varlık kavramını, varlığın bölümlenmesi çerçevesinde değerlendirerek, Hillî'nin düşüncesinde özel olarak tartışılan kadîm ve muhdesin özellikleri ile hâdis varlığın taksimi olarak ortaya çıkan cevher ve araz kavramlarını inceledik. Çalışmanın temel amacı, İbn Sînâ felsefî sisteminden miras kalan meseleler üzerine yeni bir gelenek inşa ederek şerh ve hâşiye geleneğinin öne çıkan isimlerinin; Fahreddin er-Râzî (v.606/1210), Nasîrüddin Tûsî'nin (v.672/1274) ve Necmüddîn Kâtibî (v.675/1277) ve başka düşünürlerin eserlerini de merkeze alarak mevcut geleneğe varlık bahsi noktasından hareketle ilgili meselelere hem kavramsal hem de problematik düzeyde katkı sağlayan Hillî'nin özgün düşüncelerini mukayeseli bir şekilde ortaya koymaktır.