Çocukluk çağı lösemi lenfomalarda yatkınlık genlerinin araştırılması


Tezin Türü: Doktora

Tezin Yürütüldüğü Kurum: İstanbul Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Aziz Sancar Deneysel Tıp Araştırma Enstitüsü Bölümü, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2024

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: KHUSAN KHODZHAEV

Asıl Danışman (Eş Danışmanlı Tezler İçin): Müge Sayitoğlu

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Kanser, kontrolsüz hücre bölünmesi ile karakterize bir hastalık grubudur ve çocuk ölümlerinin en büyük sebeplerinden birisidir. Kanserlerin yaklaşık %90'ı sporadik olarak gelişirken, az bir kısmı, özellikle çocukluk çağı kanserleri, kalıtsal yatkınlıklara bağlı olarak gelişmektedir. Dolayısıyla, özellikle kansere yatkınlık ile ilişkilendirilen sendromik olgular dahil, sendromik bulguların eşlik etmediği kanser olgularının yoğun görüldüğü ailelerin belirlenmesi ve bu ailelerin genetik danışma alabilmeleri için uygun birimlere yönlendirilmesi gerekmektedir. Bu tez çalışması kapsamında, çocukluk çağı lösemi/lenfoma olgularında kansere kalıtsal yatkınlık nedenlerinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu doğrultuda, genetik danışma endikasyonlarına sahip lösemi/lenfoma olgularının (n=7) periferik kan örneklerinde tüm ekzom dizilemesi yapılmıştır. Ayrıca, iki olguya tanı anı örneğinde de tüm ekzom dizilemesi yapılmıştır. Elde edilen bulguların doğrulanması/segregasyonunun çalışılması için 30 hasta/sağlıklı aile üyesi örneği de kullanılmıştır. Bu tez çalışma sonucunda, hastada bildirilen bulgularla ilişkisi bilinen genlerin (CD70, RAG2, PRF1, ALK, NBN) yanı sıra, daha önce literatürde kansere yatkınlığa sahip hastalarda bildirilmeyen aday gen varyantları (NR1I2, DTX3L) tespit edilmiştir. İndeks olgularda önceliklendirilen birincil aday varyantları dışında, kansere yatkınlık/kanser gelişiminde katkısı olabilecek genlerde de varyantlar tanımlanmıştır. Ayrıca, germline-somatik verinin karşılaştırmalı analizinde ise, kanser dokusuna özgü olan ve prognostik öneme sahip olabilecek bazı genlerde somatik varyantlar belirlenmiştir. Sonuç olarak, elde edilen bulguları sayesinde, bazı ailelerde hastalık tanıları kesinleşmiş ve ailedeki diğer riskli bireylerin tespiti için klinik ile temasa geçilmiştir. Moleküler tanının kesinleşmesi, hastalığın prognozu ve olası tedavi seçeneklerinin de değerlendirmesine katkı sağlayacaktır. Ayrıca, ilgili ailelerin genetik danışma alması ve gebelik planlanması durumunda gerekli risklerin anlatılması mümkün hale gelmiştir.