İstanbul’daki Akdeniz Servisi (Cupressus sempervirens L.) ve Sabin Ardıcı (Juniperus sabina L.) Polenlerinin Alerjenik Proteinleri


Öğrenci: Şahin Taş

Asıl Danışman (Eş Danışmanlı Tezler İçin): Emine Şeküre Nazlı Arda

Eş Danışman: Aslı Gelincik

Rüzgar aracılığıyla yayılış gösteren polenler önemli aeroalerjenlerdir. Atmosfere yeterli miktarlarda salındıklarında alerjik olarak duyarlı kişilerde astım, rinit, konjunktivit vb. hastalıkların gelişimine yol açabilirler. Polenlerin yayılışı, havadaki miktarları, yapıları coğrafi bölge ve iklimden etkilenmektedir. Bu nedenle farklı bölgelerde yaşayan duyarlı kişilerin maruz kaldığı polen miktarı değişebilmekte ve etkilenen bireylerde farklı alerjik reaksiyonlar gelişebilmektedir. Servigiller (Cupressaceae) ailesinde bulunan ağaçların polenleri potansiyel aeroalerjenlerdir. Bunlar arasında özellikle servi (Cupressus) ve ardıç (Juniperus) polenleri en önemli alerjen kaynağıdır. Servi türleri bol miktarda polen üretmektedir. Üretilen polen miktarının fazla olması polen duyarlılığını artırmaktadır. Servigiller ailesindeki bazı türler Türkiye'de geniş ve doğal yayılış göstermektedir. Dolayısıyla bu türlerin bölgeye özgü alerjenik etkilerinin araştırılması önemli hale gelmektedir. Bu tez çalışmasında İstanbul'da yayılış gösteren Servigiller (Cupressaceae) ailesinden Akdeniz servisi (Cupressus sempervirens L.) ve Sabin ardıcı (Juniperus sabina L.) polenlerinin alerjenik proteinleri araştırıldı. Polenler tozlaşma dönemlerinde toplanarak polen ekstreleri hazırlandı. Hazırlanan polen ekstreleri belirli oranlarda dilüe edilerek alerjik rinit hastalarına ve herhangi bir alerjik reaksiyon gözlenmemiş olan sağlıklı bireylere (kontrol grubu) deri prik ve nazal provokasyon testleri ile uygulandı. Polen ekstreleri suda çözündürüldükten sonra proteinler sodyum dodesil sülfat poliakrilamid jel elektroforezi (SDS-PAGE) ile molekül ağırlıklarına göre ayrıldı. Ayrılan proteinler Western blot tekniği ile poliviniliden diflorür (PVDF) membran yüzeyine transfer edildikten sonra hasta serumları (primer antikor) ile muamele edilerek spesifik IgE antikorlarının alerjenik proteinlerle reaksiyona girmesi sağlandı. Membran daha sonra sekonder antikor (yaban turpu peroksidazı ile konjuge fare anti-insan IgE antikoru) ile muamele edildi. Gözlenen bantlar alerjenik proteinler olarak kabul edildi ve diğer klinik verilerle birlikte değerlendirildi. Akdeniz servisi polen ekstresi uygulanmış 18 hastanın 5'inde spesifik IgE antikorlarının ~20-68 kDa arasında molekül ağırlığına sahip toplam 8 polen proteinine bağlandığı gözlendi. Sabin ardıcı polen ekstresi uygulanmış 17 hastanın 9'unda spesifik IgE antikorları ~22-85 kDa arasında molekül ağırlıklarına sahip toplam 9 polen proteinine bağlandığı gözlendi. Kontrol bireyleriyle yapılan Western işaretleme çalışmalarında hiçbir bant gözlenmedi.