Jean-Paul Sartre'da "benlik"in kuruluşu ve özne olmanın olanağı olarak başkaları problemi
Tezin Türü: Yüksek Lisans
Tezin Yürütüldüğü Kurum: İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Edebiyat Fakültesi Bölümü, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2021
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: MEHTAP KILIÇ
Danışman: Nedim Yıldız
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Benlik, insanlık tarihi boyunca süregelen en temel sorunlardan biri olmuştur. İnsan için kendi varoluşunu kavramak ve açıklamak, en derin problemlerden biridir. Bu bağlamda 'ben'e ve insan olmanın anlamına ilişkin çok fazla düşünce ve görüş öne sürülmüştür. Sartre'ın felsefi yaklaşımı varoluşçudur. Varoluşçu yaklaşımda insan önce var olur ve sonrasında yaşam içerisinde seçimleriyle benliğini kurar. Çünkü varoluşçu felsefede insanın doğuştan sahip olduğu bir öz olmadığından, insan kendi seçimleriyle özünü yaratır. Bu nedenle de insan var olduğu sürece seçimlerinden sorumludur ve seçimleri o insanı şekillendirir. Ancak insanın özne olarak var olması için, 'başkası'na da ihtiyaç vardır. Sartre'a göre özne olmak aynı zamanda kendini nesne olarak görebilmek, başkalarını da başka benlikler, başka özneler olarak görebilmek demektir. İnsanın yalnızca kendi benliğini bilmeye yönelmesi yetmez, Sartre'da insanın aynı zamanda başkalarının varlığını keşfetmesi kendi beninin inceliklerini de keşfetmesine imkan verir. İşte bu durum onu insan, başka bir deyişle özne yapar. Çünkü özne bilen, eyleyen, fail halde olan ve aynı zamanda başkaları ile birlikte tarihsel, kültürel ve etik bir sistem içerisinde yer alandır. Giriş ve üç ana bölümden oluşan bu çalışmanın ilk bölümünde Sartre'ın ontolojisi fenomenolojik yaklaşımı ile birlikte ele alındı. Varlık anlayışının araştırılması sonucunda kendisi için varlık olan insanın, kendini hiçlik ile diğer varlıklardan yalıtma imkanı, insanın bilinçli bir varlık olarak özgür olmasına işaret eder. Bilinçli varlık olan insan, özgürlüğü sayesinde kendisini ne ise o olmaktan kurtarabilir. Böylece daima bir aşma ile kendinin ötesine geçerek var oluşuna dair sınırsız imkan yaratır. O artık kendisini nasıl yaparsa öyle olacaktır. Çalışmanın ikinci bölümünde Sartre'ın insanı tarihsellik ve evrensellik kavramları ile birlikte nasıl konumlandırdığı açıklandı. Tarihsellik kavramı ile Sartre, insanın ve öznelliğine ve onun sürekli olarak özgürce yeniden yaratmasına işaret ederken, insanın ve varoluşun anlamı mutlak bir temelle değil tarihsellikle açıklanır. Evrensellik fikri ile ise, soyut bir insan evrenselliği fikrini reddederek somut bir evrensel nosyonunu geliştirmek ister. Sartre'a göre tümel insan düşüncesi merkezli evrensel etik anlayışları absürttür. Somut evrensel bir anlayış ise, ancak insanın yapıp etmelerini kendi isteği ile evrenselleştirmesi ve öznel eylemi ile tüm insanlar için aynı şeyi dilemesi ile mümkün olacaktır. Ancak bu isteme bir görev yükümlülüğü ile değil, kişinin kendi arzusundan gerçekleşmelidir. Çalışmanın üçüncü bölümünde insanın sosyal varoluş içerisindeki ontolojik yaklaşımları ele alındı. Sartre'da özne olmanın imkânı olarak bir özgürlük ve eylem etiği sunulur, ancak Sartre evrensellik nosyonuna karşın etik bir sistem veremez. Ancak öznenin etik planda özne olabileceğini öne sürerek tarih içerisindeki insanın somut durumları üzerinden hareket eden Sartre, bireyin hangi çağda olursa olsun, özgürlüğün ve sorumluluklarının bilincinde olabildiği takdirde, evrensel normlara ve hakikat sistemlerine ihtiyaç duymadan, kendi evrenselini inşa edebileceğini varsayar. Bu anlamda Sartre bir ahlak anlayışı veremese de, somut ve pratik alanda birçok çözüm sunar.