Patolojik meme başı akıntılarında duktoskopinin yeri


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi, Cerrahi Tıp Bilimleri Bölümü, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2014

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: vüsal aliyev

Asıl Danışman (Eş Danışmanlı Tezler İçin): Neslihan CABIOĞLU

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

ÖZET AMAÇ: Meme duktoskopisi papiller ve malign lezyonların kaynaklandığı duktal epitelin direkt görüntülenmesi sağlar. Duktoskopinin patolojik meme başı (PMB) akıntısı olan hastalarda ultrason, mamografi, manyetik rezonans görüntüleme ve galaktografi gibi diğer görüntüleme tekniklerine ek olarak intraduktal lezyonların tespit edilmesi yönünden daha üstün olduğu gösterilmiştir. Bu nedenle PMB akıntılarıyla başvuran hastalarda duktoskopinin tanı ve tedavideki yerini araştırdık. HASTA VE METOD: PMB akıntısı olan 54 hastada 57 memeye duktoskopi yapıldı. Hastaların üçü bilateral meme başı akıntısı ile başvurmuştu. Duktal ektazi ve intraduktal debris varlığı duktoskopik benign bulgular olarak; duktal düzensizlik, eritematöz yamaların varlığı ve intraduktal papillom ise duktoskopik patolojik bulgular olarak kabul edilmiştir. İntraduktal papillom veya papillomatozis veya şüpheli solid lezyon (BIRADS IV & V) ya da intraduktal dilatasyon varlığı ise ultrasonografik anormal bulgular olarak kabul edilmiştir. İntraduktal papillom veya patolojik kontrast varlığı manyetik rezonans görüntülemede (MRG) patolojik bulgular olarak kabul edildi. BULGULAR: Hastaların medyan yaşı 46 (12-76) idi. 54 hastanın, 2'si spontan kanlı meme başı akıntısı ile başvuran erkek hasta idi. PMB akıntılarının büyük çoğunluğu (48/57, 84%) tek meme kanalından, spontan ve seröz vasıfta idi. 40 yaşın üzerinde olma (cerrahi (+); >40 yaş : %90 versus ≤40 yaş :%63, p=0,025) veya ultrasonografik (cerrahi (+); USG'de patoloji : %45 versus diğerleri : %8; p=0,005) veya manyetik rezonans görüntülemede (cerrahi (+) MRG'de patoloji : %60 versus diğerleri : %12,5; p= 0,066) veya duktoskopide (duktoskopik patoloji : %70 versus benign duktoskopik bulgular : %32 ; p= 0,007) patolojik bulguları olan hastalara PMB akıntısı teşhis ve tedavisi için daha fazla oranda cerrahi girişim uygulanmıştır. İstatistiksel açıdan anlamlı faktörler lojistik regresyon analizinde değerlendirildiğinde, duktoskopik patoloji (RR=11,4; %95 GA 2,62-61) , ultrasonografik patoloji (RR= 30; %95 GA: 2.1-426) ve yaş >40 (RR=14; %95 GA: 2-97,2) olmak üzere her 3 faktör de birbirinden bağımsız olarak klinisyenleri cerrahi girişime yönlendirmede anlamlı faktörler olarak bulunmuştur. Cerrahi girişimler santral duktus eksizyonu (n=16) ve ultrason veya duktoskopi rehberliğinde spesifik duktus eksizyonlarını içermektedir (n=14) . Santral duktus eksizyonu sonucu frozen incelemede meme kanseri teşhisi konulmuş bir erkek hastaya mastektomi & sentinel lenf biyopsisi yapıldı (SLNB). Duktoskopik patolojik bulgu saptanan olgularda papiller karsinom (n=1), duktal karsinoma in situ (n=1) ve intraduktal 1 papillom&papillomatozis (n=14) gibi patolojik meme başı akıntısı (PMB) için spesifik lezyonlar daha fazla olarak bulundu (PMB için spesifik lezyon (+), duktoskopik patoloji %78 versus duktoskopik benign bulgular: %14, p=0,007). Medyan takip süresi 55 ayda (min- maks, 3-67 ay), duktoskopide benign bulgular saptanan cerrahi girişim yapılmayan hastalar ve konservatif olarak takip edildi ve bu olgularda meme başı akıntısının kesildiği gözlemlendi. PMB akıntılarına spesifik patolojik lezyon saptamada duktoskopinin duyarlılığı %93 ve özgüllüğü ise %60 olup, ultrason, mamografi ve MRG'nin duyarlılıkları ise sırasıyla % 60, %42 ve %80'dir. SONUÇLAR: Bu sonuçlar, PMB akıntılı hastalara yaklaşımda papiller lezyonlar da dahil spesifik patolojik lezyonların tespit edilmesinde duktoskopinin diğer görüntüleme tekniklerine göre daha yüksek duyarlılıkta olduğunu göstermiştir. Ayrıca, duktoskopi kullanımının patolojik meme başı akıntısı tanı ve tedavisinde hangi hastalarının yakın takip edilmesi, hangilerine ise cerrahi girişim uygulanması gerektiği kararının verilmesinde önemli rol oynadığı görülmektedir