Marmara Denizi İstanbul İli Kıyısal Alanında İndikatör Bakterilerin Antibiyotik Dirençlilik Frekanslarının Araştırılması
Tezin Türü: Yüksek Lisans
Tezin Yürütüldüğü Kurum: İstanbul Üniversitesi, Su Bilimleri Fakültesi, Deniz ve İçsu Kaynakları Yönetimi Bölümü, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2023
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: Rıza Can Doğan
Danışman: Gülşen Altuğ
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Marmara Denizi nüfus, balıkçılık faaliyetleri, evsel ve endüstriyel kirlilik girdilerine bağlı olarak kimyasal ve biyolojik kirlilik etkenlerinin baskısı altındadır. Kıyısal alanların aynı zamanda rekreasyonel amaçlı kullanılıyor olması, bu bölgelerin halk sağlığı ve ekosistem sağlığı bakımından izlenmesini gerekli kılmaktadır. Kıyısal alanlarda insan kaynaklı kirlilik göstergesi olan bakterilerin varlığı, karasal baskının etkisini göstermesinin yanında patojen bakteri varlığının da indikatörüdür. Bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde kullanılan antibiyotikler evsel atık suların ve hastane atık sularının denizlere deşarj edilmesi ile birlikte deniz ortamına girerek bakteriyel dirençliliğinin daha geniş alanlara yayılmasına aracılık etmektedir. Bu durum enfeksiyon hastalıklarının tedavisini zorlaştırmakta ve bakteriyel dirençliliğin yayılması sonucunda insanoğlu, sürekli yeni antibiyotikler geliştirmek zorunda kalmaktadır. Gelişen dünya koşullarında Dünya Sağlık Teşkilatı, Tek Sağlık (One Health) yaklaşımı ile gezegen sağlığını bir bütün olarak ele almakta ve antibiyotik dirençliliğinin bölgesel kontrolü tüm dünyada önem kazanmaktadır. Bu çalışmada Marmara Denizi İstanbul kıyısal alanında seçilen istasyonlarda deniz suyu örneklerinde indikatör bakterilerin ve yaygın kullanılan antibiyotiklere karşı dirençlilik frekansları ve istasyonlarda multiparametre ile yerinde yapılıp, ölçümlerle deniz suyunda değişken çevresel parametreler (çözünmüş oksijen, tuzluluk pH, sıcaklık) araştırılmıştır. Mevsimsel örnekleme ile alınan deniz suyu örneklerinde heterotrofik aerobik bakteri sayısı; membran filtrasyon metodu ile toplam koliform, fekal koliform, E coli ve toplam intestinal enterokok düzeyi; disk difüzyon metodu kullanılarak ise antibiyotik dirençlilik frekansı belirlenmiştir. Çalışma boyunca en yüksek deniz suyu sıcaklık değeri 24,57 °C, en düşük deniz suyu sıcaklık değeri 4,72 °C; en yüksek çözünmüş oksijen değeri 20,8 mg/l, en düşük çözünmüş oksijen değeri 4,93 mg/l; en yüksek tuzluluk değeri 23,89‰, en düşük tuzluluk değeri 16,46‰; en yüksek pH değeri 8,15, en düşük pH değeri ise 6,76 olarak ölçülmüştür. Çalışma süresince en yüksek toplam koliform düzeyi 240.648 KOB/100 ml (Yaz örneklemesi) olarak tespit edilirken, en düşük toplam koliform düzeyi 10.987 KOB/100 ml (Kış örneklemesi) olarak tespit edilmiştir. En yüksek fekal koliform düzeyi 63.900 KOB/100 ml (Yaz örneklemesi) olarak tespit edilirken, en düşük fekal koliform düzeyi 1.107 KOB/100 ml (Kış örneklemesi) olarak tespit edilmiştir. En yüksek intestinal enterokok düzeyi 25.610 KOB/100 ml (Yaz örneklemesi) olarak tespit edilirken, en düşük intestinal enterokok düzeyi 2.442 KOB/100 ml (Kış örneklemesi) olarak tespit edilmiştir. En yüksek E. coli düzeyi 16.448 KOB/100 ml (Yaz örneklemesi) olarak tespit edilirken, en düşük E. coli düzeyi 976 KOB/100 ml (Kış örneklemesi) olarak tespit edilmiştir. En yüksek heterotrofik aerobik bakteri düzeyi 875 x 1010 KOB/100 ml (Yaz örneklemesi) olarak tespit edilirken, en düşük Heterotrofik Aerobik Bakteri düzeyi 1 x 1010 KOB/100 ml (Kış örneklemesi) olarak tespit edilmiştir. İzolatların, seçilen 10 antibiyotik çeşidinin 5'inde yüzde 30'un üzerinde dirençlilik göstermesi; Marmara Denizi'ne klinik, evsel ve hayvansal kaynaklı antibiyotik geçişlerinin olduğunu söylemektedir. Bu durum gün geçtikçe denizde bulunan bakterilerin antibiyotik direnç gelişimini artırmasını sağlamaktadır. Bu durum, yoğun ve yanlış antibiyotik kullanımının en kısa sürede önüne geçilmesi gerektiğini göstermektedir. İstanbul ili kıyısal alanında insan kaynaklı kirlilik düzeyi ve denizel alanda yaşam bulan antibiyotiklere dirençli bakteri frekansına yönelik verilerin sağlanması, elde edilen verilerin değişken çevresel parametrelerle mevsimsel ilişkilerinin kurulması sonucunda halk sağlığı ve ekosistem sağlığı bakımından potansiyel risklere yönelik tehditler belirlenmiştir. Buna bağlı olarak gerekli önlemlerin alınması gerekmektedir.